İklim değişikliği ile mücadele kapsamında, ülkemizin de 24 Mayıs 2004 yılında katıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adımdır. Bu kapsamda, 2015 yılında Paris’te düzenlenen BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı’nda Paris Anlaşması kabul edilmiştir. Ülkemiz, Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış olup 6 Ekim 2021 tarihinde onayladığımız Anlaşma 10 Kasım 2021 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu süreçte ülkemizin 2053 karbon-nötr hedefi açıklanmıştır. Bununla birlikte, bu hedefe yönelik yol haritamızı da ortaya koyan güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanımız, 15 Kasım 2022 tarihinde 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27) sunulmuştur. Bu çerçevede, 2030 yılı itibariyle “artıştan azaltım” senaryosuyla %41 oranında bir emisyon azaltım taahhüdü ortaya koyulmuş olup ülke olarak iklim değişikliğine yönelik hedef ve çabalarımızın düzeyi uluslararası iklim finansmanına erişimimizi etkileyeceğinden bu gelişmeler önem arz etmektedir. İklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla küresel olarak atılan adımlar, Avrupa Birliği (AB) tarafından 11 Aralık 2019 tarihinde açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile hız kazanmıştır. AB Yeşil Mutabakat ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma hedefini ortaya koymuş ve bu hedefe ulaşmak için yeni bir büyüme stratejisi benimseyerek tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde yeniden şekillendireceğini açıklamıştır. Sanayiden, finansmana, enerjiden ulaştırmaya ve tarıma uzanan bir dizi alanda AB politikalarında kapsamlı değişiklikler öngören Yeşil Mutabakat, Tek Pazar’ın tesisinden bu yana AB’nin en büyük girişimidir. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında AB’nin yükselen hedeflerine ulaşılması amacıyla AB’nin geniş bir yelpazedeki mevzuat ve stratejileri Avrupa Komisyonu tarafından kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmekte olup, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi kapsamında yapılan düzenlemeler, Atık Sevkiyatı Tüzük taslağı, kimyasallara ilişkin mevzuatta süren gözden geçirme süreci gibi çalışmalar AB’ye ihracatımızı ve Gümrük Birliği kapsamında sağlanan entegrasyonu önemli ölçüde etkileyecek niteliğe sahiptir. AB'nin iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme politikalarının ara hedef olarak 2030 yılına kadar %55 emisyon azaltımını sağlayacak şekilde revizyonu için “Fit for 55” teklif paketi Avrupa Komisyonunca 14 Temmuz 2021’de kabul edilmiştir. Söz konusu paket içerisinde, AYM ile ülkemiz ticareti bakımından öne çıkan hususlardan biri olan, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması  (SKDM) mevzuat taslağı da açıklanmıştır. AB, bu mekanizma ile yeşil dönüşümün yaratacağı maliyet karşısında Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunması ve AB’deki üretimin emisyon azaltım hedefi AB’den az olan ülkelere kaymasının önlenmesini hedeflemektedir. Mevcut durumda, SKDM Tüzük Taslağına ilişkin AB Kurumları arasındaki üçlü müzakereler 12 Aralık 2022 tarihinde tamamlanmış olup ön uzlaşı sağlanmıştır. Yapılan açıklamalara göre, raporlama yükümlülüğü getiren geçiş dönemi 1 Ekim 2023 tarihinde başlayacaktır. Demir çelik, alüminyum, elektrik, gübre, çimento ve hidrojen sektörlerinde ve açıklanacak alt ürün gruplarında başlayacak SKDM uygulamasının, 2030 yılına kadar Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamındaki diğer sektörlere teşmil edilmesine yönelik olarak Avrupa Komisyonu tarafından değerlendirme çalışmaları yapılması öngörülmektedir. Bu kapsamda, geçiş döneminde toplanacak verilere göre mali yükümlülükler başlamadan önce yapılacak tüm ikincil düzenlemelerle uygulamanın detaylarının belirlenmesi hedeflenmektedir. Diğer taraftan, AB’nin ETS revizyonuna ilişkin ön uzlaşı da 18 Aralık 2022 tarihinde sağlanmış olup ETS kapsamında dağıtılan serbest tahsisatların 2026 yılından itibaren aşamalı olarak azaltılacağı ve 2034 yılında sonlandırılacağı açıklanmıştır. Böylece SKDM kapsamında 2026 yılında mali yükümlülüklerin uygulanmaya başlanması öngörülmektedir. ETS kapsamında dağıtılan serbest tahsisatların sonlandırılmasıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamına giren ürünlerin ithalatında ürünlerin içerisindeki gömülü emisyonlar için AB ETS’deki karbon maliyetinin tam olarak yansıtılması söz konusu olacaktır. Diğer taraftan, AYM’nin akabinde açıklanmış olan Sanayi Stratejisi ve Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında hazırlanmakta olan sektörel stratejiler doğrultusunda önümüzdeki dönemde AB’de diğer bazı kapsamlı mevzuat değişiklikleri de yapılacaktır. Söz konusu mevzuatlar ile AB piyasasına arz edilecek tüm ürünler için sürdürülebilirliğin bir norm haline getirilmesi öngörülmekte olup, Gümrük Birliği kapsamına giren ürün mevzuatları açısından ülkemizin malların serbest dolaşımına ilişkin haklarının korunması/elde edilmesi bu mevzuatlara uyumu gerekli kılmaktadır. Ticaret Bakanlığı, AYM ve dünyadaki diğer gelişmelerin takibi ve atılabilecek adımların belirlenmesine yönelik çalışmalarda öncü rol oynamaktadır. AYM’nin açıklanmasının hemen ardından, Yeşil Mutabakatın AB’ye ihracatımız üzerindeki olası etkilerinin ele alınması ve bu kapsamda atılabilecek adımların tespiti amacıyla Bakanlığımız koordinasyonunda ilgili Bakanlık/Kurumların katılımıyla Bakan Yardımcısı düzeyinde bir Çalışma Grubu  ihdas edilmiştir. Çalışmalar neticesinde ülkemizin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na adaptasyonunu sağlayacak bir yol haritası tespit edilmiş ve ilgili Kurumlarımızın katkıları ile bir eylem planı oluşturularak, Çalışma Grubu ve Yeşil Mutabakat Eylem Planına ilişkin 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 16 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Eylem Planında, AB’nin politika öncelikleri doğrultusunda, (1) sınırda karbon düzenlemeleri, (2) yeşil ve döngüsel bir ekonomi, (3) yeşil finansman, (4) temiz, ekonomik ve güvenli enerji arzı, (5) sürdürülebilir tarım, (6) sürdürülebilir akıllı ulaşım, (7) iklim değişikliği ile mücadele, (8) diplomasi ve (9) Bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri başlıkları altında belirlenen hedeflere ulaşılması amacıyla hayata geçirilecek 81 eyleme yer verilmektedir. Çalışma Grubu, Eylem Planı hedeflerinin gerçekleşmesini ve eylemlerin güncel gelişmelere uyumunu sağlamak üzere Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda faaliyetlerini sürdürmektedir. 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Çalışma Grubuna yardımcı olmak maksadıyla ihtisas çalışma grupları oluşturulabileceğini düzenlemektedir. Bu çerçevede, AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Ulusal Karbon Fiyatlandırma, Ulusal Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, Çelik, Alüminyum, Çimento, Tekstil ve Konfeksiyon, İnşaat Sektörleri, Yeşil Finansman, AB Projelerinin Finansmanı, Temiz Enerji, Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Akıllı Hareketlilik, Teknolojik Dönüşüm/Gelişim, Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim Eylem Planı, Sürdürülebilir Nihai Tüketim, Sıfır Kirlilik Eylemi, Adil Geçiş Politikaları ve Eğitim-Öğretimde Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuat Uyumu olmak üzere 20 adet İhtisas Çalışma Grubu oluşturulmuştur. Bu çalışma gruplarından AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Sürdürülebilir Nihai Tüketim, Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü, İnşaat Sektörü ve Sürdürülebilir Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuat Uyumu İhtisas Çalışma Gruplarının koordinatörlüğü Bakanlığımız tarafından üstlenilmiştir. Diğer Çalışma Gruplarının koordinatörlüğü ilgili kurumlar tarafından yürütülmekte olup; bu kurumlarca yapılan çalışmalar Çalışma Grubunun sekretaryası görevimiz kapsamında Bakanlığımıza raporlanmaktadır. Bu çerçevede, Yeşil Mutabakat kapsamındaki ülkemiz mevzuatının ilgili AB mevzuatı ile uyumlaştırılması amacıyla, AB tarafında yürütülmekte olan mevzuat çalışmalarındaki gelişmeler takip edilmektedir. Diğer taraftan, AB tarafından üzerinde çalışılmakta olunan mevzuat çalışmalarına ilişkin detaylı bilgi sahip olmak adına Avrupa Komisyonu ile teknik toplantılar düzenlenmekte, söz konusu mevzuatların ülkemizin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan haklarımıza halel getirmemesi için AB nezdinde üst düzey ve teknik temaslarda bulunulmaktadır. Buna ek olarak, Yeşil Mutabakat uyum sürecine ilişkin olarak özel sektör nezdinde farkındalık artıcı faaliyetler yürütülmektedir. Öte yandan, pek çok alanda kapsamlı değişiklikler getiren yeşil dönüşüm süreci çok ciddi finansman ihtiyacı gerektirmektedir. Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında, ilgili tüm kurumlarımız tarafından gerekli finansmanın sağlanmasına yönelik çalışmalara devam edilmektedir. Yeşil dönüşümde finansmanın öneminin bilincinde olarak, AB'nin, aday ülke ve Gümrük Birliği ortağı olan Türkiye'ye, finansman mekanizmalarına ve projelerine erişim sağlamasına yönelik girişimlerde bulunulmaktadır. Bu çerçevede, Hazine ve Maliye Bakanlığımız koordinasyonunda, Dünya Bankası (IBRD ve IFC), EBRD, BM, Almanya (KfW) ve Fransa’nın (AFD, PROPARCO) Kalkınma Ortağı olarak katılımıyla 22 Ekim 2021 tarihinde imzalanmış 3,2 milyar ABD Doları İklim Finansmanına Yönelik Mutabakat Zaptı kapsamında enerji, sanayi, tarım, su yönetimi ve ormancılık, ulaştırma vb. alanlarda ülkemizin iklim değişikliği ile mücadele ve 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasına katkı sağlayacak projelerin desteklenmesine yönelik finansman imkanları geliştirilmektedir. Halihazırda AB Fonları olan IPA-III (2021-27) 14 milyar Avro ve Ufuk Avrupa (2021-27) 95,5 milyar kaynağa firmalarımız çevre, sürdürülebilirlik, Ar&Ge ve inovasyon alanlarındaki projeleri ile başvurabilmektedirler. Öte yandan, ilgili tüm Kurumlarımızca ülkemiz yeşil dönüşüm sürecinde IPA fonlarından azami oranda faydalanılması için projeler geliştirmekte, IPA fonlarının artırılması yönünde AB nezdinde girişimlerde bulunulmaktadır. Bunlara ilave olarak, AB Başkanlığı koordinasyonunda Yatırım AB, LIFE ve Dijital Avrupa Fonlarından ülkemizin de yararlanabilmesine yönelik girişimler devam etmektedir. Buna ek olarak, Avrupa Komisyonu, IPA III döneminde özellikle çevre, ulaştırma, rekabetçilik, enerji gibi altyapı yatırımları gerektiren sektörlerde hibe ve kredinin bir arada kullanılacağı harmanlama finansman yöntemini hayata geçirmek ve uluslararası finansal kuruluşlar aracılığıyla kullandırılacak kredilere garanti sağlamak için Türkiye Yatırım Platformunu (TYP) oluşturmuştur. Ayrıca, ülkemizin yeşil ve dijital dönüşümünü sağlamak üzere, finansman ihtiyaçlarını dikkate alan her türlü işbirliği teklifi olumlu değerlendirilmekte olup, yenilenebilir enerji, karbon teknolojileri ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda ikili işbirlikleri oluşturulması yönünde çalışmalar yürütülmektedir.
İş insanlarımız tarafından Avrupa Birliği üyesi ülkelerin pazarına erişimde dikkate alınması gereken önemli bir husus Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde gerçekleşmekte olan ekonomik dönüşüm sürecidir. Avrupa Birliği (AB), 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma hedefini ortaya koymuştur. AB, bu hedefe ulaşmak için yeni bir büyüme stratejisi benimseyeceğini ve tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde yeniden şekillendireceğini açıklamıştır. Sanayiden finansmana, enerjiden ulaştırmaya ve binalardan tarıma uzanan bir dizi alanda AB politikalarında kapsamlı değişiklikler öngören Yeşil Mutabakat, Tek Pazar’ın tesisinden bu yana AB’nin en büyük girişimlerinden birisidir. Bu kapsamda, AB'nin iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme politikalarının 2030 yılına kadar 1990’daki seviyesine kıyasla %55 emisyon azaltımı sağlanacak şekilde gözden geçirilmesi için “Fit for 55 (55’e Uyum)” mevzuat değişikliği paketi Avrupa Komisyonu’nca 14 Temmuz 2021’de yayımlanmıştır. Paketin uluslararası ticareti etkileyecek en önemli unsurlarından birisi, dünyada ilk kez uygulamaya konulacak olan Sınırda Karbon Düzenlemesidir (SKDM/CBAM). 1 Ekim 2023 itibariyle yürürlüğe girmesi beklenen düzenlemeye ilk etapta demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen ürünleri dahil olacaktır. Uygulama kapsamında, 1 Ocak 2026 tarihine kadar olan geçiş döneminde, AB’ye ithal edilen söz konusu ürünlerin üretimi aşamasında salınan karbon emisyonları ile üretim süreçlerinde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklı (dolaylı) emisyonların raporlaması yapılacaktır. 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayacak asıl uygulama döneminde ise ithal ürünlere gömülü emisyonlar için, AB’de yetkilendirilmiş ithalatçılar tarafından AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’ndeki haftalık karbon fiyatları dikkate alınarak karbon ücreti ödenmeye başlanacak, çimento ve gübre sektörlerinde dolaylı emisyonlar da ücretlendirmeye tabi olacaktır. SKDM kapsamında AB ETS’sinde Avrupalı üreticilere sağlanmakta olan ücretsiz tahsisatlar da mali yükümlülüğü azaltacak şekilde dikkate alınacak, bir yandan AB ETS’sinde ücretsiz tahsisatlar 2026-2034 döneminde belirli bir indirim takvimi çerçevesinde kaldırılırken, aynı zamanda SKDM mali yükümlülükleri bu oranda artacaktır. Uygulama esaslarına ilişkin ikincil düzenlemeler geçiş dönemi içinde yürürlüğe konulacak olup, bu alandaki mevzuat çalışmalarının takibi önemlidir. Bu kapsamda, iş insanlarımız tarafından dikkate alınmasında fayda görülen Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki temel strateji belgeleri aşağıda sıralanmaktadır: Yeşil Mutabakatın ana unsurlarından bir diğeri ise ilgili tüm ürün mevzuatına etki edecek olan döngüsel ekonomidir. Bu ana tema altında, 10 Mart 2020 tarihinde AB Yeni Sanayi Stratejisi, 11 Mart 2020 tarihinde ise Döngüsel Ekonomi Eylem Planı açıklanmıştır. Böylece AB, hammadde temini aşamasından ürünlerin üretimi, tüketimi ve atık yönetimine dair döngüsel bir yaklaşım ile yeni kurallar getirileceğini açıklamış, elektronik ve bilişim teknolojileri, piller ve araçlar, ambalaj, plastikler, tekstil, yapı ve inşaat, gıda, su ve besinler öncelikli sektörler olarak belirlenmiştir. Gümrük Birliği kapsamında ülkemizce uyum sağlanan ürün mevzuatında önemli değişiklikler getirecek olan ve 30 Mart 2022 tarihinde açıklanan Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi ile gıda, yem ve medikal ürünler haricinde tüm ürün grupları için sürdürülebilirliğin bir norm olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede açıklanan Yeni Eko-Tasarım Tüzüğü Taslağı ile ürünlerin daha dayanıklı, tamir edilebilir, karbon emisyonu düşük, zararlı kimyasallardan ari, geri dönüştürülebilir olmasına yönelik AB düzeyinde ortak kurallar belirlenmesi, bu doğrultuda ürünlerin AB piyasasına arzı için karşılaması gereken standartların sürdürülebilirlik ekseninde şekillendirilmesi, ürüne ilişkin söz konusu bilgilerin tüketici, piyasa gözetimi otoriteleri, geri dönüşüm sektörünce kolayca ulaşılabilir olmasını sağlamak üzere ürüne eşlik edecek “dijital ürün pasaportları” geliştirilmesi, zorunlu yeşil kamu alımları kriterleri getirilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, AB’nin Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında öncelikli ürün gruplarından başlamak üzere tüm ürünlere yönelik mevzuat tasarıları hazırlaması öngörülmekte olup, ilk aşamada batarya, tekstil, yapı malzemeleri, ambalaj ve ambalaj atıklarına ilişkin mevzuat taslakları/stratejiler yayımlanmıştır. Anılan taslaklarla, söz konusu ürün gruplarının tasarımından atık haline gelene kadar yaşam döngüsünün tamamını ilgilendirecek zorunlu gereklilikler ve sürdürülebilirlik kriterlerinin genel çerçevesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. AB tarafından 1 Şubat 2023 tarihinde açıklanan Yeşil Mutabakat Sanayi Planı ile de sanayi sektörünün yeşil dönüşümü ve rekabet edebilirliğini ve ekonominin dönüşümüne yönelik yatırımları sağlamak için bir politika çerçevesi çizilmiş olup, Planın, Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB Sanayi Stratejisi ve özellikle Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında sanayiyi dönüştürmeye yönelik sürdürülen çabaları tamamlaması öngörülmektedir. Öte yandan, AB tarafından açıklanan Atık Sevkiyatı Tüzüğü Taslağı ile ,AB bir taraftan üçüncü ülkelere kontrolsüz atık ihracatını kontrol altına almayı hedeflediğini açıklarken, diğer yandan AB içindeki mevcut atıkların bir kaynak olarak ekonomiye kazandırılması ve döngüsel ekonomi hedeflerinin desteklenmesinin amaçlandığı görülmektedir. AB tarafından önümüzdeki dönemde açıklanacak mevzuat taslakları ile açıklanan taslakların son durumlarına ilişkin bilginin Döngüsel Ekonomi Eylem Planı sayfasından takibi mümkündür.
Avrupa Birliği (AB), 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma hedefini ortaya koymuştur. AYM ile öngörülen değişikliklerin, Gümrük Birliği ile AB’ye sağladığımız yakın ticari ve ekonomik bütünleşme ile entegre olduğumuz değer zincirleri üzerinde doğrudan etkileri olması kaçınılmazdır. Ticaret Bakanlığı, AYM ve dünyadaki diğer gelişmelerin takibi ve atılabilecek adımların belirlenmesine yönelik çalışmalarda öncü rol oynamaktadır. Çalışmalar neticesinde ülkemizin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na adaptasyonunu sağlayacak bir yol haritası tespit edilmiş ve ilgili Kurumlarımızın katkıları ile bir eylem planı oluşturularak, Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu (YMÇG) ve Yeşil Mutabakat Eylem Planına (YMEP) ilişkin 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 16 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu; Ticaret Bakanlığı ilgili Bakan Yardımcısı koordinasyonunda, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Dijital Dönüşüm Ofisi Başkan Yardımcıları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, İçişleri, Milli Eğitim, Sanayi ve Teknoloji, Tarım ve Orman, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcılarının ve özel sektör çatı kuruluşlarının katılımıyla toplantılarını gerçekleştirmektedir. Eylem Planında, AB’nin politika öncelikleri doğrultusunda, (1) sınırda karbon düzenlemeleri, (2) yeşil ve döngüsel bir ekonomi, (3) yeşil finansman, (4) temiz, ekonomik ve güvenli enerji arzı, (5) sürdürülebilir tarım, (6) sürdürülebilir akıllı ulaşım, (7) iklim değişikliği ile mücadele, (8) diplomasi ve (9) Bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri başlıkları altında belirlenen hedeflere ulaşılması amacıyla hayata geçirilecek 81 eyleme yer verilmektedir. Çalışma Grubu, Eylem Planı hedeflerinin gerçekleşmesini ve eylemlerin güncel gelişmelere uyumunu sağlamak üzere Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda faaliyetlerini sürdürmektedir. 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Çalışma Grubuna yardımcı olmak maksadıyla ihtisas çalışma grupları (İÇG) oluşturulabileceğini de düzenlemektedir. Bu çerçevede, AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Ulusal Karbon Fiyatlandırma, Ulusal Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, Çelik, Alüminyum, Çimento, Tekstil ve Konfeksiyon, İnşaat Sektörleri, Yeşil Finansman, AB Projelerinin Finansmanı, Temiz Enerji, Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Akıllı Hareketlilik, Teknolojik Dönüşüm/Gelişim, Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim Eylem Planı, Sürdürülebilir Nihai Tüketim, Sıfır Kirlilik Eylemi, Sürdürülebilir Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuat Uyumu İhtisas Çalışma Grupları oluşturulmuştur. Eylem Planında doğrudan eylem olarak yer almamakla birlikte, yeşil dönüşümün gerektireceği eğitim ihtiyacı ve sosyal etkilerin çalışılmasını teminen Eğitim-Öğretimde Yeşil Dönüşüm İÇG ve Adil Geçiş Politikaları İÇG kurulmuştur. Gerekli görülen alanlarda yeni çalışma grupları oluşturulması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Yeşil Mutabakat Eylem Planının uygulamasını takip etmek, küresel politika gereksinimleri dikkate alınarak çalışmaları yönlendirmek ve Eylem Planının kapsamını geliştirmeye ve etkinliğini artırmaya yönelik olarak gerekli görülen çalışmaların gerçekleştirilmesini sağlamak üzere YMÇG toplantıları düzenlenmekte olup, bugüne kadar gerçekleştirilen dört adet YMÇG toplantısının sonuncusu 25 Temmuz 2022 tarihinde ilgili Bakan Yardımcıları ve özel sektör çatı kuruluşlarının temsilcileri ile Bakanlığımız koordinasyonunda gerçekleştirilmiştir. Kamu, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerden konu ile ilgili çalışan tüm paydaşların çalışmalara mümkün olduğunca dahil olması ve ülkemiz Yeşil Mutabakat çalışmalarının ortak bir çaba ve katkı ile devam ettirilmesi önem arz etmektedir. Bu çerçevede, kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları; üniversiteler, odalar, borsalar, meslek birlikleri, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve diğer sivil toplum kuruluşları ile görüş, tecrübe ve bilgilerine başvurulmak üzere gerek görülen tüm kişi ve kuruluşlar YMÇG’nin ve İÇG’lerin çalışmalarına gerek paydaş gerek uzman olarak iştirak edebilmektedir.
Avrupa Birliği’nin (AB) Avrupa Yeşil Mutabakatı ile koyduğu sera gazı emisyon azaltımı hedefine ulaşılması açısından temel araçlardan birisi Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasıdır (SKDM). AB bu mekanizma ile bir yandan yeşil dönüşümün yaratacağı maliyet karşısında Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunmasını, diğer taraftan küresel düzeyde iklim değişikliği ile mücadele çabasının artırılmasını hedeflemektedir. SKDM ile AB içinde 2005 yılından bu yana uygulanan Emisyon Ticaret Sistemine (ETS) eşdeğer bir karbon fiyatlandırmasının, SKDM kapsamına giren ürünlerin ithalatı aşamasında da uygulanması öngörülmektedir. AB içinde emisyon azaltım hedeflerine ulaşılabilmesi için bir dizi düzenleyici tedbir alınmaktadır. Bunlardan birisi de Birlik içinde sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması amacıyla geliştirilmiş karbon fiyatlandırması aracı olan ETS uygulamasını sıkılaştıracak mevzuat güncellemesidir. Söz konusu mevzuat güncellemesi ile ETS kapsamında yer alan sektörlerde emisyonların 2005 yılına kıyasla 2030 yılında %62 oranında azaltılması hedeflenmekte; bu çerçevede, bir defaya mahsus olmak üzere sistemden 2024 yılında 90 milyon, 2026 yılında 27 milyon ton tahsisatın (emission allowance) kaldırılması, eş anlı olarak da piyasada işlem gören tahsisatların 2024-2027 döneminde yıllık %4,3, 2028-2030 döneminde ise %4,4 oranında azaltılması öngörülmektedir. Bunun yanında, sistem içinde dağıtılan ücretsiz tahsisatlar 2026-2034 döneminde belirli oranlarda azaltılarak kaldırılacaktır. Piyasada işlem gören tahsisat miktarının azaltılması, karbon ücretinin yükselmesine sebep olacak, bu da firmaları maliyetlerini düşürmek üzere üretim süreçlerinin yenilenmesi, temiz üretim teknolojilerinin adaptasyonu gibi emisyon azaltımına yönelik yatırımları artırmaya yönlendirecektir. Öte yandan, AB ETS kapsamındaki karbon fiyatlandırmasının sera gazı emisyonu yüksek, enerji-yoğun sektörlerde maliyet artışlarına sebep olarak firmaların üretimlerini iklim değişikliğiyle mücadele çabası AB seviyesinde olmayan ülkelere kaydırması riskine (karbon kaçağı riski) yol açacağı anlayışı mevcuttur. AB ETS’sinin sıkılaştırılması nedeniyle emisyon azaltımı yapamayan firmaların karbon maliyetleri de artacaktır. Bu çerçevede, SKDM, ETS içinde karbon kaçağı riskini önlemek üzere sağlanan ücretsiz tahsisatların yerini alacak şekilde geliştirilmiş bir mekanizma olup ücretsiz tahsisatlar aşamalı olarak sonlandırılırken SKDM yükümlülükleri de bununla orantılı olarak devreye girecektir. Uygulama ile SKDM kapsamına giren ürünlerin üretiminden kaynaklı sera gazı emisyon değerleri ile bağlantılı olarak, AB ETS ile eşdeğer maliyetlerin ithalatçılar tarafından da yüklenilmesi öngörülmektedir. SKDM Tüzük Metni, Avrupa Parlamentosu (AP) ve Konsey tarafından 10 Mayıs 2023 tarihinde imzalanmış ve 16 Mayıs 2023 tarihli ve L 130/52 AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmış olup 17 Mayıs 2023 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Varılan Uzlaşı Çerçevesinde SKDM’nin Ana Uygulama Esasları: 1- Uygulama Takvimi 
SKDM Tüzüğü 1 Ekim 2023 tarihinde raporlama yükümlülüğü ile sınırlı olarak uygulamaya girecektir. Bu kapsamda, 1 Ekim 2023-31 Aralık 2025 tarihleri arasında, mali yükümlülük doğmayacak bir geçiş dönemi söz konusu olacaktır. Geçiş dönemi, uygulama esaslarının oturtulması, veri toplanması ve uygulamanın iyileştirilmesine yönelik aksayan noktaların tespit edilmesi gibi amaçlara hizmet edecek, bu dönemdeki deneyim çerçevesinde gerekli iyileştirmeler ve ikincil mevzuat düzenlemeleri gerçekleştirilecektir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, 2025 sonuna kadar olan geçiş döneminde, ithal edilen ürünlere gömülü emisyonlar (embedded emissions) için herhangi bir ücretlendirme yapılmayacak; mali yükümlülüklerin devreye girdiği asıl uygulama dönemi 1 Ocak 2026 itibariyle başlayacaktır. 2- Ürün ve Sera Gazı Kapsamı SKDM, demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerini kapsamaktadır. SKDM’ye tabi ürünler ve ilgili ürünlerle ilişkili sera gazları mevzuat metninin “Ek I (Annex I)” başlıklı ekinde listelenmektedir. Ürünlerin tanımlanmasında gümrük tarife istatistik pozisyonu (GTİP/CN) kodları esas alınmıştır. Kapsamda, ticaret sapmasını önlemek gayesiyle birincil ürünlerin girdi olarak kullanıldığı ve üretim süreçleri karmaşık olmayan çeşitli kullanıcı ürünlere (downstream products) yer verilmiştir. Ayrıca SKDM kapsamındaki ürünlerin üretiminde kullanılan belirli girdiler (precursors) kapsama dahil edilmiştir. Bu çerçevede, SKDM kapsamındaki ürünler hem doğrudan AB’ye ithal edildikleri hem de diğer SKDM ürünlerinin üretimi aşamasında girdi olarak kullanıldıkları durumlar itibariyle mevzuatla getirilen yükümlülüklere tabi olacaktır. Öte yandan, AB içindeki üretime yönelik ETS daha geniş bir sektörel kapsama sahiptir. İthalat aşamasında uygulanmak üzere ETS’nin eşdeğeri bir mekanizma olarak tasarlanan SKDM’nin kapsamı belirlenirken, üretimin AB dışına kayması riski yüksek olan sektörler arasından, ürün bazında karbon emisyon ölçümünün nispeten kolay yapılabileceği sektör ve ürün grupları seçilmiştir. Zaman içinde, ürün bazında karbon ayak izi ölçümüne yönelik uygun metodolojilerin geliştirilmesi ile birlikte daha fazla kullanıcı sektör veya ürünün SKDM kapsamına alınması beklenebilecektir. Buna ilaveten, ürün kapsamına ilişkin, ilk olarak geçiş dönemi sona ermeden (2025 sonuna kadar) ve sonrasında 2028 yılı itibariyle iki yıllık dönemler içinde, Komisyon tarafından gerçekleştirilecek analizler çerçevesinde karbon kaçağı riskleri dikkate alınarak kapsamın genişletilmesi hususu değerlendirilecektir. Kapsamın yeni kullanıcı sektör ve ürünleri içerecek şekilde genişletilmesi ve en geç 2030 yılına kadar AB ETS’si içindeki tüm sektörleri içermesi konuları da söz konusu analizler dikkate alınarak karara bağlanacaktır. Avrupa Komisyonu tarafından geçiş dönemi bitmeden yapılacak ilk analiz kapsamında, öngörülebilirliği ve güvenilirliği artırmak üzere, yeni ürün ve sektörlerin hangi ölçüde ve zaman diliminde sisteme dahil edilebileceğine ilişkin bir takvimlendirmenin de yapılması amaçlanmaktadır. 3- Emisyon Hesaplamalarının Kapsamı SKDM’nin emisyon hesaplamalarına doğrudan emisyonların yanı sıra belirli ürünler itibariyle üretim sürecinde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar da dahil edilmiştir. Taslak mevzuat metni, dolaylı emisyonlara ilişkin karbon maliyetini ilk etapta daha dar bir ürün grubuna getirmekte olup bu alandaki yükümlülüklerin geçerli olacağı ürün kapsamı uygun hesaplama metodolojilerinin geliştirilmesine de bağlı olarak aşamalı şekilde genişletilecektir. SKDM Tüzüğü’nün “Ek IA (Annex IA)” başlıklı ekinde, SKDM kapsamındaki ürünlerden hangileri için sadece doğrudan emisyonların dikkate alınacağı listelenmektedir. Ek I’de olup Ek IA’da olmayan ürünler için ise dolaylı emisyonlar da dikkate alınacaktır. Buna göre, 2026 itibariyle dolaylı emisyonlara bağlı maliyetler ilk etapta çimento ve gübre ürünleri ile aglomere demir cevherleri gibi sınırlı sayıda ürün için getirilecektir. Bununla birlikte, geçiş dönemi sona ermeden yapılacak değerlendirmede, uygun hesaplama metodolojilerinin geliştirilmesine bağlı olarak, SKDM kapsamındaki diğer ürünler için de 2026 itibariyle dolaylı emisyonların mali yükün hesaplanmasında dikkate alınıp alınmayacağı karara bağlanacaktır. 4- Geçiş Dönemindeki Raporlama Yükümlülükleri (SKDM Tüzüğü, Madde 35) SKDM Tüzüğü kapsamındaki ürünlerin ithalatı, mevcut durumda da olduğu gibi ya doğrudan ithalatçı firmalar ya da ithalatçı firmalar hesabına gümrük işlemlerini gerçekleştiren dolaylı gümrük temsilcileri tarafından yapılacaktır. Geçiş döneminde ithalatçılara yönelik olarak AB gümrük mevzuatında yer alan olağan kayıt süreçlerinin dışında bir onay/kayıt süreci öngörülmemektedir. Bu dönemde, SKDM ürünlerini ithal eden ithalatçılar veya dolaylı gümrük temsilcileri, her bir çeyrek dönem için, o çeyrekte ithal ettikleri ürünlere ilişkin, takip eden ilk 1 ay içinde raporlama yapacaktır (SKDM Raporu). Örnek olarak, Ocak-Mart dönemi içinde yapılan ithalat için Nisan sonuna kadar SKDM Raporu sunulacaktır. SKDM Raporunda aşağıdaki bilgilere yer verilecektir:
  1. Her bir ürün türü için ayrıştırılmış olarak ve elektrik için megavat saat, diğer ürünler için ton değerleri üzerinden ifade edilecek şekilde, ithal edilen toplam ürün miktarı ile ürünün ithal edildiği menşe ülke ve üretici tesis;
  2. Ek III’de (Annex III) belirlenen yöntem çerçevesinde hesaplanan, elektrik için megavat saat başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı, diğer ürünler için 1 ton ürün başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı şeklinde ifade edilen gerçekleşen toplam gömülü emisyon miktarı (bu hususta, bir ikincil mevzuat düzenlemesi ile uygulama esasları detaylandırılacaktır);
  3. Komisyon tarafından yayımlanacak uygulama yönetmeliği çerçevesinde hesaplanacak toplam dolaylı emisyonlar;
  4. Ürüne gömülü emisyonlar için menşe ülkesinde ödenecek olan, olası ücret iadesi veya diğer telafi ödemeleri de dikkate alınarak hesaplanmış net karbon ücreti tutarı.
İthalat gerçekleşmelerine ilişkin olarak, Avrupa Komisyonu, ithalatçıların yanı sıra gümrük idarelerinden de ithal edilen SKDM ürünlerine ilişkin düzenli veri alacak ve SKDM raporlarını, yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini de gözetecek şekilde inceleyecektir. Bu çerçevede, Komisyon, düzenli olarak üye ülkelerdeki yetkili otoritelere SKDM raporlama yükümlülüklerini yerine getirmediğini değerlendirdiği ithalatçılar hakkında bilgi aktararak, raporlamadaki eksikliklerin giderilmesini teminen gerekli ilave bilgi gereksinimlerini bildirecektir. Raporlama yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya tespit edilen eksiklikleri gidermeyen ithalatçılara, ilgili üye ülke yetkili otoritesi tarafından etkili, orantılı ve caydırıcı nitelikte para cezası uygulanmasına ilişkin hususlar Taslak Tüzüğün 35’inci maddesinin (5) ve (5a) bentlerinde düzenlenmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, geçiş döneminde ithalatçılar, üçer aylık dönemler itibariyle, AB’ye ithal edilen SKDM kapsamındaki tüm ürünler için, ürünün üretim süreci ile ilişkili doğrudan ve dolaylı emisyonları ürün ve üretici tesis ayrıştırması yaparak raporlayacaktır. Bu çerçevede;
  • Ürünün üretimi esnasında açığa çıkan, üretim sürecinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar (Kapsam-1 emisyonlar) - [ısıtma ve soğutma kaynaklı emisyonlar dahil üretici firmanın üretim sürecinden kaynaklanan emisyonlar],
  • Üretim sürecinde kullanılan ve üretici firma dışından temin edilen, yine SKDM kapsamındaki üretim girdilerinin üretimi aşamasında açığa çıkan emisyonlar (kısmi Kapsam-3) - [girdinin üretim sürecinde açığa çıkan ve girdinin tedarik edildiği üreticiden temin edilecek olan emisyon verisi]
  • Ürünün üretiminde kullanılan elektrikten kaynaklanan dolaylı emisyonlar (Kapsam-2 emisyonlar) ürün bazında raporlanacaktır.
Bu hususta, her ne kadar mevzuatla getirilen yükümlülük ithalatçılar üzerinde ise de ürüne gömülü emisyonların izlenmesi, raporlanması ve 2026 itibariyle doğrulatılması ithalatçılarca üretici firmalardan talep edilecektir. Bu kapsamda SKDM kapsamındaki ürünleri üreten firmaların, yine SKDM kapsamında yer alan girdi niteliğindeki ürünleri tedarik ettiği firmalardan ilgili emisyon değerlerini temin edebilmesi gerekecektir. Ancak üretim sürecinde yer alsa dahi SKDM Tüzüğü Ek I’de yer almayan -örneğin çelik üretiminde girdi olarak kullanılan “kok (coke)”, alüminyum üretiminde girdi olan “alümin (alumina)” gibi- girdiler için, tedarikçilerden girdinin üretiminde salınan sera gazı verilerinin temin edilmesi gerekmeyecek; Ek I’de yer almayan girdiler sadece üretim süreci (proses) emisyonları itibariyle hesaplamaya dahil olacaktır. Çeyrek dönemler itibariyle yapılacak olan emisyon ve üçüncü ülkelerde ödenen karbon ücreti raporlamalarından ilki için geçerli tarih aralığı 1-31 Ocak 2024 olarak öngörülmektedir. İlk raporlama tarihi ihtiyaçlar doğrultusunda değiştirilse dahi her halükârda emisyonların bildirimi için 1 Ekim 2023 itibariyle veri toplanmaya başlanması veya bu tarihin sunulacak veri için başlangıç noktası olarak alınması gerekecektir. Öte yandan, raporlamaya esas teşkil edecek emisyon izleme ve hesaplama metodolojileri üzerinde Avrupa Komisyonu tarafından oluşturulmuş bir uzman grubunun çalışmaları devam etmektedir. Geçiş dönemi uygulamasının ana unsuru raporlama olduğundan, SKDM Tüzüğü’nün yayımlanmasının ardından ilk çıkacak ikincil düzenlemeler arasında emisyon hesaplama ve raporlama metodolojileri yer alacaktır. Dikkate alınması önemli olan bir diğer husus ise 1 Ekim 2023-31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki geçiş döneminde gerçekleşen emisyonların raporlanmasında, doğrulama (verification) gerekliliğinin bulunmadığıdır. Bu çerçevede, raporlamalar için üçüncü taraf sera gazı doğrulama firmalarından doğrulama hizmeti alınması zorunlu değildir. Yukarıda da değinildiği gibi geçiş döneminde Komisyon, raporları periyodik olarak inceleyerek eksiklik ve olağan durumdan sapmaları tespit edecek ve üye ülke yetkili otoritelerine ithalatçılara yönelik cezai işlem gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi amacıyla düzenli bilgilendirmede bulunacaktır. 5- 1 Ocak 2026 Sonrasındaki Uygulama Dönemi SKDM kapsamında mali yükümlülüklerin doğacağı asıl uygulama döneminin başlangıcı olan 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle, düzenleme kapsamındaki ürünlerin ithalatı sadece “yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü (authorized CBAM declarant)” tarafından yapılabilecektir. Bu dönemde de ithalatın/gümrük işlemlerinin doğrudan ithalatçı firma veya gümrük müşavirleri (dolaylı gümrük temsilcileri) aracılığıyla yapılması mümkün olacaktır. Mali yükümlülüklerin tahsili açısından SKDM yükümlüsünün yetkilendirilme kriterleri arasında yerleşiklik şartı getirilmektedir. Bu çerçevede, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsünün, esas olarak doğrudan AB’de yerleşik olan ithalatçı olması öngörülmektedir. Ancak AB’de yerleşik bir ithalatçı firmanın yine AB’de yerleşik dolaylı gümrük temsilcisi, rızası olması halinde, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü olabilecektir. AB’de yerleşik olmayan ithalatçılar için ise yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü sadece ithalatçı firmanın AB’de yerleşik dolaylı gümrük temsilcisi olabilecektir. Mevzuat hükümlerinin yürürlüğe giriş takvimini düzenleyen Madde 36 çerçevesinde, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü başvurularının yapılması (Madde 5) ve yetkilendirme (Madde 17) hükümleri 31 Aralık 2024’ten itibaren geçerlik kazanacaktır. Dolayısıyla yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü başvuruları 2025 yılı itibariyle alınmaya başlanacak, ihracatçı firmalarımızın da AB’de yerleşik ithalatçılarının SKDM yükümlüsü yetkisini alıp almadığını 2025 yılı içinde kontrol etmesi önemli olacaktır. SKDM Mali Yükümlülüğü ve SKDM Bildiriminin Esasları: 2026 itibariyle başlayacak ana uygulama döneminde, SKDM Tüzüğü ekinde yer alan ithal ürünlerle ilişkili karbon emisyonları için oluşan mali yükümlülük, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü tarafından yıl boyunca satın alınan SKDM sertifikalarının teslimi suretiyle karşılanacaktır. Bu kapsamda, ürüne gömülü her 1 ton CO2 eşdeğeri sera gazı emisyonu için 1 SKDM sertifikası teslim edilecektir. Bu çerçevede SKDM sertifikası, ithalatta bir belgelendirme/sertifikasyon yükümlülüğü olarak algılanmamalı, 1 ton CO2 eşdeğeri sera gazına denk gelen kıymetli kâğıt gibi düşünülmelidir. SKDM sertifika ücretleri, Avrupa Komisyonu tarafından, AB Emisyon Ticaret Sistemi içinde oluşan bir önceki haftanın ortalama fiyatı üzerinden haftalık olarak yayımlanacaktır. SKDM kapsamında oluşacak mali ve idari tüm yükümlülük, AB’de yerleşik yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsünün üzerindedir. Ancak ticaret hayatında, ithal ürünün ve ürünün üçüncü ülkedeki üreticisinin hangi ölçüde ikame edilebilir olduğuna göre, oluşacak karbon maliyetlerinin üçüncü ülke ihracatçı/üreticilerine de yansıtılması beklenebilecektir. Bildirim Yükümlülüğü: Ana uygulama döneminde, geçiş dönemindeki raporlama yükümlülüğüne benzer şekilde, her yıl Mayıs sonuna kadar, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü tarafından, bir önceki yıl içinde gerçekleşen ithalat ve emisyon değerlerine ilişkin bir SKDM bildirimi (CBAM declaration) yapılacaktır. Bu çerçevede, uygulama kapsamında ilk bildirim 1 Ocak-31 Aralık 2026 döneminde gerçekleşen SKDM ürünleri ithalatı için 31 Mayıs 2027 tarihine kadar yapılacaktır. Bildirimler, AB Komisyonu tarafından kurulacak bir Merkezi Elektronik Kayıt Sistemi (CBAM Registry) üzerinden gerçekleştirilecektir. Ayrıca ihracatçı ülkelerdeki üreticilerin, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüleri tarafından SKDM bildirimleri yapılırken kullanılması amacıyla, doğrulanmış emisyon verilerini merkezi kayıt sistemine yüklemesi mümkün olacaktır. Üçüncü ülkelerdeki üreticilerce emisyon verilerinin sisteme girilebilmesi imkânı, özellikle emisyon değerleri düşük üreticiler için pazara girişte de avantaj sağlayabilecektir. Öte yandan, yetkilendirilmiş SKDM yükümlüsü tarafından yapılacak SKDM bildiriminde aşağıdaki hususlara yer verilecektir:
  1. Her bir ürün türü için ayrıştırılmış olarak ve elektrik için megavat saat, diğer ürünler için ton değerleri üzerinden ifade edilecek şekilde, bir önceki takvim yılı içinde ithal edilen toplam ürün miktarı;
  2. İthal edilen söz konusu ürünler için SKDM Tüzüğü Madde 7 çerçevesinde hesaplanmış ve Madde 8 çerçevesinde doğrulanmış olan, elektrik için megavat saat başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı, diğer ürünler için 1 ton ürün başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı şeklinde ifade edilen gerçekleşen toplam gömülü emisyon miktarı (Komisyon, ikincil mevzuat düzenlemeleri ile gömülü emisyon hesaplama ve doğrulamaya yönelik uygulama esaslarını detaylandıracaktır);
  3. Teslim edilecek toplam SKDM sertifikası miktarı (Bu değere, hesaplanan toplam gömülü emisyona karşılık gelen sertifika miktarından menşe ülkede ödenmiş karbon ücretlerine denk gelen kısım düşülüp, AB ETS içinde geçerli ücretsiz tahsisatları yansıtacak indirim de yapıldıktan sonra ulaşılacaktır.)
  4. SKDM Tüzüğü Madde 8 ve Ek V çerçevesinde, bir akredite doğrulayıcı tarafından hazırlanmış doğrulama raporunun örneği.
Avrupa Komisyonu, SKDM bildirimi için standart formatı belirlemeye; hesaplanan toplam gömülü emisyon değerleri ile ilişkili olarak her bir ürün, menşe ülke ve üçüncü ülke üretici tesisi bazında, emisyon verisi ve ödenmiş karbon ücreti başta olmak üzere, hangi destekleyici bilgi ve belgelerin sağlanacağına; SKDM bildiriminin merkezi kayıt sistemi üzerinden yapılmasına ilişkin usule ve SKDM sertifikalarının teslimine yönelik esaslara dair ikincil mevzuat düzenlemelerini en geç 2025 yılı içinde yayımlayacaktır. Karbon ücretlendirmesi esasları: SKDM kapsamında oluşacak mali yükün hesaplanmasında, ithal edilen elektrik haricindeki her bir tür ürün için toplam ürün miktarı, gömülü emisyon miktarı, AB ETS’sinde ürünün muadiline sağlanan ücretsiz tahsisat miktarı ve menşe ülkede ödenmiş karbon ücretleri dikkate alınacaktır. AB ETS’sinde aynı ürüne sağlanan ücretsiz tahsisatlar ile menşe ülkede tabi olunan karbon ücreti mali yükümlülüğü azaltacaktır. Hesaplama esasları SKDM Tüzüğü Madde 7 ve Ek III’de düzenlenmekte olup, uygulama esasları ikincil düzenlemelerle açıklığa kavuşturulacaktır. Ürüne gömülü emisyon hesaplamasında ürünün “basit ürün (simple good)” veya “karmaşık ürün (complex good)” olup olmadığına göre hesaplama unsurları da değişecektir. Basit ürünler, üretim sürecinin tamamen sıfır emisyonlu girdiler ve yakıtlara (örneğin maden cevherleri veya hurda metal ile biyokütle yakıtları) dayalı olduğu ürünlerdir. Bunun dışındaki tüm ürünler ise karmaşık ürün tanımına girmektedir. Basit ürünler için ton başına doğrudan gömülü emisyon miktarı, ürünün üretim sürecinde salınan toplam sera gazı miktarının toplam ürün miktarına bölünmesiyle bulunacaktır. Karmaşık ürünler söz konusu olduğunda ise, SKDM EK-1’inde yer alan diğer ürünler emisyon hesabı yapılacak ürünün üretim sürecinde girdi olarak kullanılıyorsa, bu girdilerin gömülü emisyonları bunların temin edildiği üreticilerden edinilerek hesaplamaya dahil edilecektir. Dolayısıyla karmaşık ürünler için gömülü emisyonlar hem ürünün kendi üretim sürecinde salınan sera gazlarının, hem de diğer üreticilerden alınan SKDM kapsamındaki girdilerin üretiminde salınan sera gazlarının toplamı üzerinden hesaplanacaktır. Gerçekleşen emisyonların hesaplanamadığı/raporlanamadığı durumlarda, Avrupa Komisyonu tarafından belirlenecek varsayılan emisyon değerleri dikkate alınacaktır. Varsayılan değerlerin hesaplanmasında, raporlama dönemi boyunca yapılacak bildirimler ve kamuya açık güvenilir kaynaklardan temin edilebilecek ülke veya bölge bazında ürüne gömülü emisyon değerleri dikkate alınacaktır. Bunlara da ulaşılamadığı durumda ise AB içinde aynı ürünü üreten, emisyon salımı en yüksek “%X” tesisin emisyon ortalamaları üzerine eklenecek bir tutar (mark-up) üzerinden hesaplanan varsayılan değerler kullanılacaktır. AB’de en kötü performans gösteren tesislerin yüzde kaçının hesaplamada dikkate alınacağına yönelik “%X” oranı, Komisyon tarafından ikincil düzenlemelerle belirlenecektir. Bu çerçevede, özellikle emisyon performansı AB’deki muadillerine kıyasla iyi olan firmaların gerçekleşen emisyon değerlerini raporlaması, ithalatta karbon maliyetinin azaltılması ve tedarikçi olarak tercih edilebilirliğin artırılması açısından önemli olacaktır. Gerekli hallerde, ürünün üretim sürecinde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklı dolaylı emisyonların hesaplanmasında ise EK III-Md 4.3 çerçevesinde Komisyon tarafından belirlenecek varsayılan değerlerin dikkate alınması öngörülmektedir. Bu kapsamda varsayılan değerler;
  • AB elektrik şebekesinin karbon emisyon faktörü ortalaması, veya
  • Menşe ülke elektrik şebekesinin karbon emisyon faktörü ortalaması, veya
  • Menşe ülkedeki fiyat belirleyen elektrik üreticilerinin (price setting sources) karbon emisyon faktörü ortalaması üzerinden hesaplanacaktır.
Menşe ülke veya menşe ülkenin de dahil olduğu ortak elektrik şebekesine sahip olan bir ülke grubu tarafından, güvenilir veriler çerçevesinde, gerçek emisyon faktörü ortalamasının varsayılan değerden daha düşük olduğu gösterilebilirse, daha düşük olan söz konusu değer hesaplamaya esas teşkil edecektir. Dolaylı emisyonların hesaplanmasında varsayılan değer için yukarıdaki seçeneklerden hangisinin esas alınacağı, geçiş döneminde yapılacak raporlamalarda yer alan ürünün üretiminde ne kadar elektrik kullanıldığı, menşe ülke, elektrik üretim kaynağı (generation source) ve söz konusu elektrik üretimi ile ilişkili emisyon faktörleri de dikkate alınarak, Komisyon tarafından geçiş dönemi sona ermeden en az 6 ay önce yayımlanacak bir ikincil mevzuat ile açıklığa kavuşturulacaktır. 6- SKDM Kapsamında Komisyon/ Üye Ülke Yetkili Otoriteleri Arasında Yetki Dağılımı SKDM’nin uygulanmasına yönelik belirli unsurlar Komisyon tarafından kurulup idare edilecek merkezi sistemler üzerinden gerçekleştirilecekken (SKDM raporlamaları, bildirimleri, SKDM sertifikalarının satın alınması ve teslimi, vb.); SKDM yükümlüsünün yetkilendirilmesi, SKDM bildirimlerinin gözden geçirilmesi, SKDM sertifikalarının satılması ve geri alınması, mevzuata uyumsuz uygulamaların incelenmesi ve cezai müeyyidelerin uygulanması gibi belirli hususlar ise üye ülke yetkili otoritelerinin görev alanına girmektedir. Not: Yukarıda taslak SKDM Tüzüğüne ilişkin yer verilen açıklamaların özet bilgi niteliğinde olduğu dikkate alınmalı, uygulamaya ilişkin olarak orijinal mevzuat metni esas alınmalıdır.
Havacılık faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonlar 2008/101/EC sayılı Direktif’e istinaden Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemine (AB ETS) dahil edilmiş olup AB ETS’yi kuran 2003/87/EC sayılı Direktif’in AB ETS kapsamında olan faaliyetlere dair EK-1’inde havacılık faaliyetleri de listelenmekte ve esas olarak anılan Direktif’in 3’üncü maddesinde havacılık faaliyetleri ile ilgili esaslar düzenlenmektedir. Bu kapsamda, AB ETS’nin revizyonu çerçevesinde, “Havacılığın, Birlik'in Genel Ekonomik Emisyon Azaltma Hedefine Katkısı ve Küresel Piyasa Temelli Bir Önlemin Uygun Uygulanması Açısından 2003/87/EC Sayılı Direktifi Tadil Eden 10 Mayıs 2023 tarihli 2023/958 sayılı Direktif” AB Resmî Gazetesinin 16 Mayıs 2023 tarihli ve L130 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. Havacılık, küresel CO₂ emisyonlarının %2 ila %3'ünü oluşturmakta olup, havacılığın iklim değişimine toplam etkisi, CO₂ emisyonları etkisinden en az iki kat daha fazla olmaktadır. Havacılık, karayolu taşımacılığından sonra ulaşım sektörünün ikinci büyük iklim etkisi kaynağı olarak görülmektedir. CO₂'nin yanı sıra havacılık, azot oksitleri, karbon partikülleri, oksitlenmiş kükürt bileşikleri ve su buharının etkileri gibi CO₂ dışı emisyonlar aracılığıyla iklimi etkilemektedir. Bu çerçevede, Avrupa İklim Kanunu’nda belirlenen Birlik hedeflerine ve Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılması yolunda ETS revizyonunun bir parçası olarak ETS kapsamında havacılık sektörüne ilişkin de revizyon yapılmıştır. Öne çıkan değişiklikler aşağıda listelenmektedir:
  • Bu Direktif'in yürürlüğe girdiği yıldan itibaren, sektörün artan CO₂ maliyetlerini yansıtma kabiliyeti göz önünde bulundurularak, havacılık sektörü için tahsisatların dağıtımında açık artırma payının artırılması kuralı getirilerek; 2024 ve 2025 yıllarında ücretsiz tahsisatlar kademeli olarak kaldırılacak ve 2026'dan itibaren tamamen açık artırma uygulanacaktır.
  • Ticari hava taşımacılığının karbonsuzlaşmasında, fosil yakıt kullanımından vazgeçilmesi önemli bir rol oynayacaktır. Bu nedenle, 1 Ocak 2024 ile 31 Aralık 2030 tarihleri arasında, bireysel uçak işletmecilerinin fosil uçak yakıtı ile sürdürülebilir havacılık yakıtları arasındaki kalan fiyat farkının bir kısmını karşılamak için 20 milyon tahsisat (ton CO₂/km) ayrılacaktır. Bu tahsisatlar, havacılık için mevcut toplam tahsisatlardan ayrılacak sadece 2003/87/EC Sayılı Direktifin teslimat yükümlülüğü altında olan uçuşlar için tahsis edilecektir.
  • Ayrıca, uçak işletmecileri, 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren ortaya çıkan CO₂ dışı havacılık etkileri hakkında yılda bir kez rapor verecektir. Bu amaçla Komisyon, 31 Ağustos 2024 tarihine kadar, CO₂ dışındaki havacılık etkilerini bir izleme, raporlama ve doğrulama çerçevesine dahil etmek için bir uygulama yasası kabul edecektir.
  • 31 Aralık 2027 tarihine kadar, CO₂ dışı havacılık etkilerine yönelik izleme, raporlama ve doğrulama çerçevesinin uygulanmasından elde edilen sonuçlara dayanarak, Komisyon bir rapor ve uygun olduğu hallerde ve öncelikle bir etki değerlendirmesi gerçekleştirdikten sonra, AB ETS'nin kapsamını CO₂ dışı havacılık etkilerini de içerecek şekilde genişleterek CO₂ dışı havacılık etkilerini azaltmaya yönelik bir mevzuat teklifi sunacaktır.
Avrupa Birliği (AB) tarafından, Avrupa İklim Kanunu’nda belirlenen Birlik hedeflerine ve Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılması amacıyla deniz taşımacılığı faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonlar da AB Emisyon Ticaret Sistemine (ETS) dahil edilmiştir. Bu kapsamda, “Deniz Taşımacılığı Faaliyetlerinin AB Emisyon Ticaret Sistemine Dahil Edilmesini Sağlamak ve Ek Sera Gazı Emisyonlarının ve Ek Gemi Türlerinden Kaynaklanan Emisyonların İzlenmesini, Raporlanmasını ve Doğrulanmasını Sağlamak için (AB) 2015/757 Sayılı Yönetmeliği Tadil Eden” (EU) 2023/957 sayılı Tüzük, AB Resmi Gazetesi’nin 16 Mayıs 2023 tarihli ve L130 sayılı nüshasında yayımlanmış olup yayım tarihini takip eden yirminci günde yürürlüğe girecektir. Tüzük ile, AB ETS'nin deniz taşımacılığı faaliyetlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi için gerekli olan izleme, raporlama ve doğrulama kuralları belirlenmiştir. Bu çerçevede, anılan düzenleme ile, ticari amaçlarla kargo veya yolcu taşımacılığı yapan, 5.000 brüt ton ve üzeri gemilerin; son uğradıkları limandan üye devletlerin yetki alanında bulunan bir limana ve bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limandan bir sonraki uğraklarına kadar olan seferlerinde; ayrıca bir üye devletin yetki alanında bulunan limanlar arasında gerçekleştirdikleri seferleri sırasında salınan sera gazı emisyonları AB ETS kapsamına alınmaktadır. Öte yandan, 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren bu düzenleme, 5.000 brüt tonajın altındaki ancak 400 brüt tonajın altında olmayan genel kargo gemileri için de geçerli olacak ve ticari amaçlarla kargo taşımacılığı sırasında serbest bıraktıkları sera gazı emisyonlarına ilişkin olarak son uğradıkları limandan bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limana ve bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limandan bir sonraki uğraklarına kadar olan seferlerini, ayrıca bir üye devletin yetki alanında bulunan limanlar içerisinde gerçekleştirdikleri seferleri de kapsayacaktır. Ayrıca, 5.000 brüt tonajın altındaki ancak 400 brüt tonajın altında olmayan offshore gemileri de, son uğradıkları limandan bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limana ve bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limandan bir sonraki uğraklarına kadar olan seferleri, ayrıca bir üye devletin yetki alanında bulunan limanlar içerisinde gerçekleştirdikleri seferlerde serbest bıraktıkları sera gazı emisyonlarına ilişkin olarak bahsi geçen Tüzük kapsamında olacaktır. Yine 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren, bu Tüzük, 5.000 brüt tonajın üzerindeki offshore gemileri için de son uğradıkları limandan bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limana ve bir üye devletin yetki alanında bulunan bir limandan bir sonraki uğraklarına kadar olan seferleri, ayrıca bir üye devletin yetki alanında bulunan limanlar içerisinde gerçekleştirdikleri seferlerde serbest bıraktıkları sera gazı emisyonlarına ilişkin olarak geçerli olacaktır.
Avrupa'nın net sıfır emisyon hedefini sağlamak, sanayi rekabet gücünü artırmak ve iklim nötr hedefine hızlı geçişi desteklemek için 1 Şubat 2023 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından Yeşil Mutabakat Sanayi Planı açıklanmış olup, Sanayi Planı’nın amacının,
  • AB’nin yeşil teknolojilerin gelişimi için lider konumunun korunması ve yatırım için cazibesinin muhafaza edilmesi,
  • 2030 yılına kadar yılda yaklaşık, günümüz seviyesinin üç katından fazla olan 600 Milyar Euro değerine ulaşacağı öngörülen yenilenebilir enerji ve fosil yakıtsız hidrojen kaynağının kullanılması gibi temiz enerji pazarına yönelik yatırımların yapılarak, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi,
  • Yeşil dönüşüm projelerine 2032 yılına kadar 330 Milyar Euro kaynak ayıracak olan ABD ve 140 milyar kaynak ayıracak olan Japonya başta olmak üzere, Hindistan, Birleşik Krallık, Kanada gibi ülkelerin yeşil dönüşüme yönelik teknolojik gelişmeler için ayırdıkları kaynağın gerisinde kalınmaması,
  • Yeşil teknoloji ve sanayii için beş yıllık plan dahilinde 260 Milyar Euro kaynak ile AB’den GSYİH oranına göre iki kat devlet yardımı veren Çin gibi ülkelerin rekabeti bozucu sübvansiyonların engellenmesine yönelik adımlar ile Tek Pazar’ın korunması için ticari savunma araçlarından yararlanmaya devam edilmesi,
  • Yeşil dönüşüm sürecinde rekabetçiliğin sağlanmasına yönelik politikaların ve finansman mekanizmalarının şekillendirilmesi olduğu görülmektedir.
Ayrıca, sanayi sektörünün yeşil dönüşümü ve rekabet edebilirliğini ve ekonominin dönüşümüne yönelik yatırımları sağlamak için, Avrupa Komisyonu tarafından daha öncesinde açıklanan Batarya ve Batarya Atıkları Tüzük Taslağı ve Sürdürülebilir Ürünler için Eko Tasarım Tüzüğü Taslağı gibi düzenlemeleriyle birlikte net bir politika çerçevesi sağlanmış olup; planın, Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB Sanayi stratejisi ve özellikle Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında sanayiyi dönüştürmeye yönelik sürdürülen çabaları tamamlaması öngörülmektedir. Yeşil Mutabakat Sanayi Planı, öngörülebilir, uyumlu ve basitleştirilmiş bir idari çerçeve, finansmana erişimin kolaylaştırılması, becerilerin geliştirilmesi ve dayanıklı tedarik zincirleri için açık ticaret başlıkları olmak üzere dört temel eksenden oluşmaktadır. Öngörülebilir, Uyumlu ve Basitleştirilmiş Bir İdari Çerçeve oluşturulması başlığında, 2023 bahar aylarında Avrupa Komisyonu tarafından reform ihtiyacına dayanan endüstriyel rekabet edebilirlik için üç temel öneri sunacağı belirtilmiş olup bu kapsamda,
  • Net Sıfır Sanayi Yasası hazırlanarak, bataryalar, yel değirmenleri, ısı pompaları, güneş enerjisi, elektrolizörler, karbon yakalama ve depolama teknolojileri gibi iklim nötr olma hedeflerini karşılamak için önemli olan ürünlerin üretim kapasiteleri için basitleştirilmiş düzenleyici çerçeve sağlanması, 2030 yılına kadar sanayi kapasitesine yönelik hedefler belirlenerek, öncelikli alanlarda izin prosedürlerinin öngörülebilir olacak şekilde kolaylaştırılması,
  • AB'nin üçüncü ülkelerden gelen tedariklere olan bağımlılığını azaltmak ve döngüsel ekonomideki kaliteli işleri ve büyümeyi artırmak için kaynak bulmayı çeşitlendirme ve hammaddelerin geri dönüştürülmesi de dahil olmak üzere, AB net-sıfır teknolojilerinin üretiminin ilgili kritik ham maddelere erişim sağlandığında mümkün olabileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda Avrupa Komisyonu tarafından daha önce temel prensipleri açıklanmış Kritik Hammadde Yasası teklif edilerek yüksek çevre standartlarının temininin ve kritik hammaddelere ilişkin arz güvenliğinin; sürekli olarak araştırma ve yenilik sağlanarak, uluslararası katılım güçlendirilerek; kritik hammaddenin çıkarma, işleme ve geri dönüşümünü kolaylaştırılarak sağlanması,
  • 2023 yılı Mart ayında Avrupa Komisyonu’nun, Elektrik Piyasası Tasarımı Reform önerisi ile uzun dönemli fiyat kontratları yapılarak, enerji fiyatlarındaki istikrarsızlığı ele almak ve tüketicilerin daha uygun maliyetli yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmasını sağlanması, yeni Batarya mevzuatı ve Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım ile mevzuat taslaklarının net-sıfır teknolojilerine destek olunması,
  • Ulaştırma için Trans- Avrupa Ağında (TEN-T) şarj ve yeniden dolum altyapısının geliştirilmesi, Avrupa hidrojen temelinin kurulması, Enerji için Trans-Avrupa Ağında (TEN-E) yüksek miktarda yenilenebilir enerji taşıyabilecek akıllı elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi ve Alternatif Yakıt Altyapısı Tüzüğü’nün kabul edilmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, kamu alımlarında uyumlaştırılmış sürdürülebilirlik ve döngüsellik gerekliliklerinin kullanılmasının, net sıfır ürün ve çözümler için daha öngörülebilir bir talep yaratılmasına yardımcı olabileceği ve Komisyon’un mevcut ve gelecekteki eko tasarım çalışma planları kapsamında net sıfır teknolojiler üzerinde çalışmaya yüksek öncelik vereceği vurgulanmaktadır. Finansmana Erişimin Kolaylaştırılması başlığında,
  • Kamu finansmanının, Avrupa Sermaye Piyasaları Birliği'nde daha fazla ilerlemeyle bağlantılı olarak, yeşil geçiş için gerekli olan çok yüksek miktarlarda özel finansmanın kilidini açabilecektir. Bu çerçevede, Komisyon tarafından, standart geri ödeme programları aracılığıyla enerji verimliliği ve yenilenebilir projelerin tasarımını ve geri ödemelerini hızlandırmak da dahil olmak üzere, Net-Sıfır Sanayi Planını desteklemek için “Uyum Yatırımlarının” hızla harekete geçirilmesi,
  • 2022 yılında Komisyon tarafından yenilenebilir enerji ve sanayinin karbonsuzlaştırılması projelerine yönelik olarak 51 Milyar Euro tutarında devlet yardımının onaylandığı belirtilerek, “Rekabet Stratejisinin” bir parçası olarak, 2025 yılı sonuna kadar üye ülkeler tarafından verilecek devlet yardımları prosedürlerinin kolaylaştırılması ve esnekliklerin genişletilmesi ile bu tutarın artırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda AB’nin devlet yardımları alanında diğer ülkelere ve küresel finansman kapasitelerine göre eksikliklerinin giderilmesine yönelik politika belirlenmesi ve Tek Pazar içinde eşit şartların tesis edilmesi,
  • Buna göre Komisyon’un, Üye Devletleri güncellenmiş bir “Geçici Devlet Yardımı Krizi ve Geçiş Çerçevesi” konusunda dahil edeceği ve Yeşil Mutabakat Genel Blok Muafiyet Kuralları güncelleyerek yeşil yatırımlara yönelik yardım için bildirim düzeylerini yükselteceği, Ortak Avrupa Çıkarı için Önemli Projeler (IPCEI) projelerine esneklik sağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Avrupa Komisyonu tarafından 1 Şubat 2023 tarihinde açıklanan Geçici Kriz ve Geçiş Çerçevesi ile, Tek Pazar’ın bütünlüğü ve Tek Pazar içerisinde eşit rekabet koşulları korunurken, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, endüstrinin karbondan arındırılması ve net sıfır emisyona geçiş için gerekli ekipmanların üretiminin desteklenmesi hedeflenmektedir.
  • Komisyonun ayrıca temiz teknolojinin geliştirilmesini, üretimini ve kullanımını finanse etmek için halihazırda mevcut olan AB fonlarının kullanılmasını kolaylaştıracağı; yatırım ihtiyaçlarına göre, net sıfır teknoloji üretimine yönelik yatırımları teşvik etmek için AB düzeyinde ortak finansmanı artırmanın amaçlandığı ve kısa vadede REPowerEU, InvestEU ve İnovasyon Fonu gibi fonlara odaklanarak hızlı ve odaklanmış destek sunmak için Üye Devletlerle çözüm üzerinde işbirliği yapacağı belirtilmektedir.
  • Şimdiye kadar yeşil dönüşüm projeleri için NextGenerationEU fonundan 250 Milyar Euro, Horizon Europe fonundan 40 Milyar Euro, Uyum Politikaları fonundan 100 Milyar Euro sağlandığı, projelerin finansman imkanının genişletilmesi amacıyla önümüzdeki dönemde RePowerEU inisiyatifi ile Toparlanma ve Güçlenme Fonundan (Recovery and Resilience Fund- RRF) 20 milyar Euro hibe ile 225 Milyar Euro ön-finansman imkanı sağlanacağı, Brexit Uyum Reservinde bulunan 5,4 Milyar Euro’nun da kullanılabileceği, InvestEU tarafından sağlanan 372 Milyar Euroluk kaynak ile batarya teknolojileri, kritik hammaddelerin geri dönüşümü, elektrikli araç bataryaları, hidrojen sevki teknolojileri, bio yakıt ve çelik üretimine ilişkin ileri üretim teknolojilerinin destekleneceği, Inovasyon Fonu’ndan ise 40 Milyar Euroluk kaynak sağlanacağı, ilk etapta 2023 yılının sonbahar aylarında 800 Milyon Euro bütçelik yenilenebilir hidrojen üretimine yönelik bir ihaleye çıkılması öngörülmektedir.
  • 2023 yazından önce Çok Yıllı Mali Çerçeve gözden geçirildiğinde, Avrupa Komisyonu orta vadeli yatırım taleplerine yapısal bir yanıt olarak bir “Avrupa Egemenlik Fonu” önermeyi planladığı belirtilmektedir.
  • Sermaye Piyasası Birliği kurularak AB’li şirketler için finansman ve yatırım fırsatlarının iyileştirilmesi amacıyla bireysel sermaye piyasalarının boyutunu ve bunların sınır ötesi entegrasyonunun arttırılması ve yatırım ihtiyaçlarının banka finansmanına ihtiyaç duymadan karşılanması hedeflenmektedir.
Becerilerin Geliştirmesi başlığında,
  • Komisyon’un, yaş ve cinsiyet konularını dikkate alarak yeşil geçiş için çok önemli alanlarda iş ve becerilere yönelik arz ve talebi izlemek için hedefler ve göstergeler oluşturmak üzere Üye Devletler ile iş birliği yaptığı,
  • Geleceğe hazır becerileri sağlamak için gerekli olan üniversiteler için Avrupa stratejisini uygulamak amacıyla Komisyon’un, Üye Devletler ve yüksek öğretim sektörü ile iş birliği yapmakta olduğu,
  • Özellikle bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında (STEM) uluslararası öğrencilerin ve araştırmacılarının Avrupa'ya gelmeleri için yeni yollar açılmaya çalışılacağı,
  • İstihdamın %35 ila %40'ının yeşil dönüşüm sürecinden etkilenmesinin beklendiği dikkate alınarak, iyi ücretli ve kaliteli işler için gereken becerilerin geliştirilmesinin bir öncelik olması, net-sıfır hedeflerine ulaşmak için stratejik endüstrilerde beceri kazandırma programları başlatmak için “Net-Sıfır Endüstri Akademileri” ve sürdürülebilir inşaat için bir akademi kurulmasının önerildiği,
  • Komisyonun, üçüncü ülke vatandaşlarının niteliklerinin tanınmasına ilişkin bir teklif sunacağı ve öncelikli sektörlerde AB işgücü piyasalarına erişimlerini kolaylaştırmak için bir AB Yetenek havuzunun oluşturulmasının incelendiği,
  • Ayrıca beceri geliştirme için kamu ve özel finansmanın uyumlu hale getirilmesinin desteklenerek; Genel Blok Muafiyet Yönetmeliği kapsamında KOBİ'lerin eğitimine yönelik devlet yardımı üst sınırının artırılması ve şirketlerin eğitim harcamalarının şirket hesaplarında bir maliyet yerine bir yatırım olarak ele alınması gibi eğitim ve araştırma önlemlerine daha fazla yatırım yapılmasını teşvik edileceği belirtilmiştir.
  • Bu çerçevede gerçekleştirilecek projeler için çeşitli AB fonlarından 75,1 Milyar Euro bütçe ayrılması hedeflenmektedir.
Dayanıklı tedarik zincirleri için açık ticaret başlığında;
  • Küresel iş birliği ve yeşil dönüşüm için ticaretin desteklenmesi amacıyla AB'nin ikili Anlaşmaları ve Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) çalışmalarına bağlı kalmayı sürdüreceği,
  • Avrupa Komisyonun etkin uygulama ve yürütme yoluyla halihazırda mevcut olanlardan en iyi şekilde yararlanırken, AB'nin Serbest Ticaret Anlaşmaları ağını güçlendirmeye devam edeceği, bu kapsamda Avustralya ile müzakerelerin 2023 yazına kadar sonuçlandırılması, Hindistan ve Endonezya ile önemli ilerleme kaydedilmesi, Şili, Meksika ve Yeni Zelanda ile yapılan anlaşmaların onaylanması ve Mercosur ile onay sürecinde ilerleme kaydedilmesinin hedeflendiği ve ortaklarla geleneksel ticaret anlaşmalarının ötesinde başka iş birliği biçimleri geliştirmeye devam ederek temiz geçişi destekleyeceği,
  • Komisyonun Enflasyon Düşürme Yasasına ilişkin AB-ABD Görev Gücü gibi yeşil geçişi desteklemek için ortaklarla iş birliği yapmaya devam edeceği,
  • Rekabetçi ve çeşitlendirilmiş bir endüstriyel temel aracılığıyla küresel tedarik güvenliğini sağlamak için hammadde tüketicileri ile kaynak açısından zengin ülkeleri bir araya getirecek bir “Kritik Hammaddeler Kulübü” kurmak için Komisyonun, benzer düşünen ortaklarla hammadde sektöründeki ortaklıkların araştırılmasının amaçlandığı,
  • Komisyonun, küresel temiz enerji geçişini sağlamada AB endüstriyel yeteneklerinin rolünü desteklemek ve temiz teknolojilerin küresel ölçekte benimsenmesini teşvik etmek için Temiz Teknoloji/Net-Sıfır Endüstriyel Ortaklıklarını araştırmasının hedeflendiği,
  • Ayrıca, Komisyon’un ticari savunma araçlarını kullanarak, AB dışı ülkelerin sübvansiyonlarının temiz teknoloji sektörü de dahil olmak üzere Tek Pazar'daki rekabeti bozmamasının sağlanarak; Tek Pazarın, temiz teknoloji sektöründeki haksız ticaretten de korunacağı, Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü, Uluslararası Kamu Alımları Enstrümanı gibi araçlarla AB’nin rekabetçiliğinin korunmasına yönelik tedbirlerin alınacağı vurgulanmaktadır.
Covid19 salgını sonrası ortaya çıkan ekonomik şoklar ve sonrasında gelişen Rusya-Ukrayna savaşı AB’yi enerji sistemini ve yeni ekonomik modelleri gözden geçirmeye yöneltmiştir. Bu küresel gelişmeler AB’nin hammadde ve enerji bağımlılığını azaltması, arz güvenliğini sağlaması, hane halkı ve işletmeler üzerindeki finansal baskıların azaltılması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Söz konusu ekonomik kaygılar ve iklim değişikliği ile mücadele hedefleri sonucunda AB daha verimli ve uzun süre kullanılabilen, daha az enerji tüketen, temel hammaddeler yerine geri dönüştürülmüş içerik kullanılan, geri dönüştürülebilir ve tamir edilebilir ürünler üretilmesine yönelik politikalar geliştirmeyi birincil öncelik olarak benimsemiştir. AB böylelikle iklim değişikliğiyle mücadele ederken kaynak bağımlılığını da azaltmayı amaçlamaktadır. Bu yaklaşımın sadece AB içinde değil uluslararası düzeyde de yaygınlaştırılarak küresel değer zincirlerinin sürdürülebilirliğinin ve sağlamlığının artırılması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, Avrupa Komisyonu tarafından Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında, iklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilirliğin AB genelinde norm haline getirilmesi amacıyla 30 Mart 2022 tarihinde Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi açıklanmıştır. İnisiyatif kapsamında, AB pazarındaki tüm ürünlerin tasarım aşamasından tüketim ve atık aşamasına kadar daha çevre dostu, döngüsel ve enerji verimli olması amaçlanmakta olup, çevresel sürdürülebilirlik için AB genelinde ortak kurallar belirlenmiştir. Bu çerçevede, Komisyon tarafından Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Tüzüğü taslağı oluşturulmuş olup, halihazırda sadece enerji bazlı ürünlere (beyaz eşya, bilgi teknolojileri ve mühendislik ürünleri) uygulanan Eko-Tasarım mevzuatının genişletilerek gıda, yem ve medikal ürünleri haricinde tüm ürünlere uygulanması ve ürün bazında sürdürülebilirliğe ilişkin detaylı kurallar içermesi amaçlanmaktadır. Yönetmelik taslağı ile sadece enerji güvenliği değil döngüsellik ve karbon ayakizinin azaltılmasına yönelik asgari kriterler belirlenmesi ve AB’nin bu alanda küresel ölçekte kural koyucu olması öngörülmektedir. Komisyon tarafından 2022 yılı sonuna kadar yapılacak değerlendirmede, mevzuatın ilk aşamada tekstil, mobilya, yatak, lastik, deterjan, boya, mineral yağ, demir-çelik ve alüminyum gibi ürünlere uygulanması değerlendirilecektir. AB böylelikle, üye ülkeler tarafından bazı ürün grupları için belirlenmeye başlanmış olan kuralları tek çatı altında toplamayı hedeflemektedir. AB tarafından belirlenen “sürdürülebilirlik kuralları” çerçevesinde,
  • Ürünlerin dayanıklılığı, yeniden kullanılması ve tamir edilebilirliğinin artırılması,
  • Zararlı kimyasalların kullanımının kısıtlanması,
  • Enerji verimliliğinin sağlanması
  • Kaynak verimliliğinin sağlanması,
  • Ürünlerdeki geri dönüştürülmüş içeriğin artırılması,
  • Yeniden imalat ve yüksek kalite geri dönüşümün sağlanması,
  • Karbon ve çevresel ayak izinin azaltılması,
  • Ambalaj atığı dahil olmak üzere atık oluşumunun azaltılması amaçlanmaktadır.
İnisiyatif kapsamında ürün-spesifik mevzuatlar belirleneceği gibi tüm ürünleri kapsayan yatay mevzuatlar da belirlenecektir. Buna ek olarak, piyasa gözetimi konusunda Piyasa Gözetimi Yönetmeliği kapsamında belirlenen çerçeve esas alınacak, Enerji Etiketleme Yönetmeliği ise yürürlükte kalmaya devam edecektir. Bu kapsamda, Komisyonun 2026 yılına kadar 33 ayrı Yönetmelik ve bunlarla bağlantılı pek çok uygulama mevzuatları çıkarması öngörülmektedir. Eko-tasarım kuralları belirlenirken, kapsam dahilindeki ürünler için etki analizi çalışmaları yürütülecek, kuralların diğer AB mevzuatlarına uyumlu olması sağlanırken, üçüncü ülkelere olan etkileri de detaylıca incelenecektir. Mevzuat kapsamında getirilen bilgilendirme gereklilikleri ile ürünlere ilişkin gerekli bilgiler sağlanırken, performans gereklilikleri ile ürünün geri dönüşüm, tamir edilebilirlik performansı gibi -A’dan G’ye kadar sınıflandırılabilen- bilgilere yer verilecektir. Eko-tasarım mevzuatına tabii her ürün için Dijital Ürün Pasaportu düzenlenecektir. Dijital ürün pasaportu, uluslararası partnerler, standardizasyon otoriteleri, sanayi birlikleri, tüketici örgütleri ve STK’lar ile açık diyalog yöntemi ile fikri mülkiyet haklarına halel getirmeden, ürün bazlı olarak, her ürün için farklı kriterler esas alınarak belirlenecektir. Pasaport ile;
  • Değer zincirinin her aşamasında ürünle ilgili her türlü bilginin erişelebilir olması,
  • Ürünün değer zincirinde hangi aşamada olduğunun takip edilmesi,
  • Tüketicilerin ürüne ilişkin bilgiye erişerek doğru tercihler yapmalarının sağlanması,
  • Tamirat ve geri dönüşüm aşamasındaki aktörlerin ürün içeriğine ilişkin gerekli bilgiye ulaşarak doğru yöntemler izlemelerinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Ürüne ve yaşam döngüsüne ilişkin bilgilere ürün üzerinde veya beraberinde yer alacak QR kodu gibi yöntemlere erişilebilir olacaktır. Ürün pasaportu kaydı (product passport registry) eko-tasarım kurallarının uygulamasının geliştirilmesi amacıyla ürüne ilişkin bilgilerin kaydı tutulacak ve ulusal otoritelerin ve Komisyonun erişimine açık olacaktır. Özellikle ithal ürünlere ilişkin bilgilere önümüzdeki dönemde hazırlanacak mevzuat ile detayları belirlencek olan AB Gümrükler Çevre Tek Penceresi (EU Single Window Environment for Customs)[1] ile gümrük otoritelerin erişim sağlaması, ithal edilen ürünün ürün pasaportunun doğrulanması mümkün olacaktır. Ecodesign Forum vasıtasıyla üye ülkelere ve paydaşlara danışılacaktır. Satılmayan ürünlerin imhasının önlenmesine ilişkin AB düzeyinde ortak çerçeve oluşturulacaktır. Bu kapsamda, tüketici ürünlerinin satışını yapan ekonomik operatörlere satılmayan ürünlerin sayısı, ürün cinsi, kategorisi ve atık dönüşüm yöntemlerine ilişkin bilgileri sağlama zorunluluğu getirilecektir. Sonraki aşamada ürünün cinsine göre imha edilmesinin yasaklanması gündeme gelebilecektir. Uygunluk değerlendirme yükümlülüğü üreticide kalmaya devam edecektir. Öte yandan, ürün ithalatçıları da ürünün ilgili mevzuata göre sürdürülebilirlik koşullarını sağladığını, dijital pasaporta sahip olduğunu temin etmekle yükümlüdür. Benzer şekilde ithalatçı, distribütör ve hatta online Pazar yerleri de ürünün eko-tasarım kurallarına uygunluğunu temin etmekle yükümlüdür. Uygunluk değerlendirme kuruluşlarının akreditasyonu, piyasa gözetimi ve CE işaretinin genel kurallarını ortaya koyan 765/2008 sayılı AB Yönetmeliği, eko-tasarım kuralları için de geçerli olacaktır. Bu çerçevede, CE işareti ilgili ürünün eko-tasarım kurallarına uygunluğuna da işaret edecektir. Ancak eko-tasarım mevzuatının daha geniş kapsamlı ürünleri içerdiği dikkate alınarak önümüzdeki dönemde Komisyon’un tamamlayıcı mevzuatlar çıkarması beklenmektedir. Tüketicilerin sürdürülebilirlik kriterleri yüksek ürünleri tercih etmelerinin teşvik edilmesi, söz konusu ürünlerin finansal olarak erişilebilirliğinin kolaylaştırılması amacıyla eko-kupon veya yeşil vergilendirme gibi teşvik yöntemleri desteklenmektedir. Üye ülkelerin en iyi sürdürülebilirlik performansına sahip iki ürünü teşvik etmesi önerilirken, performans sınıfına dayanarak hiçbir ürünün piyasaya arzının önlenmesi yasaklanacaktır.  Komisyon ayrıca teşvik kriterlerine yönelik bir mevzuat çıkaracaktır. Yeşil kamu alımlarına yönelik hali hazırda gönüllü olarak uygulanan kriterler gözden geçirilerek zorunlu hale getirilecektir.

[1] Gümrükleme uygulamalarının kolaylaştırılması amacıyla farklı ulusal otoritelerin dijital olarak veri paylaşmasını ve firmaların gümrük işlemlerini çevrimiçi olarak yapabilmesini sağlamak üzere tasarlanan platform olup uygulamaya geçmesi halinde firmaların bir ürünün ithalatındaki belgelendirme yükümlülüklerini dijital olarak tek sefer portala yüklemesi ve bunun farklı gümrük otoritelerince  doğrulanabilmesi sağlanacaktır.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından, “Yeşil Mutabakat Sanayi Planı” kapsamında Net Sıfır Sanayi Yasası Taslağı 16 Mart 2023 tarihinde açıklanmıştır. Net Sıfır Sanayi Yasası ile güneş panelleri, bataryalar, elektrolizörler gibi iklim nötrlüğe ulaşmak için kilit teknolojilerin veya fotovoltaik hücreler ve rüzgar türbinlerindeki bıçaklar gibi bu teknolojilerin temel bileşenlerinin üretiminin ve bu teknolojilerin üretimi için düzenleyici çerçevenin basitleştirilerek, AB’nin net sıfır teknoloji endüstrisinin rekabet gücünün arttırılması ile karbondioksit emisyonlarının depolama kapasitelerinin hızlandırılması hedeflenmektedir. Anılan yasa ile AB’de net sıfır teknolojilerin üretiminin dayanıklılığının ve rekabet edebilirliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa Komisyonu’nun net sıfır teknolojilerde yıllık ihtiyacın %40’ının Avrupa’da üretiminin sağlanmasını hedeflendiği belirtilmektedir. Bu kapsamda, Komisyon 2030 yılına kadar üretim hedeflerini sağlamak amacıyla, teknolojilerin hazır olma düzeyi, dekarbonizasyon ve rekabet edebilirliğe katkıları ile arz güvenliği riskleri olmak üzere üç ana kritere dayanarak sekiz adet stratejik net sıfır teknolojisi belirlemiş olupbu teknolojiler aşağıda sıralanmaktadır:
  • Fotovoltaik güneş panelleri
  • Açık deniz dahil rüzgar türbinleri
  • Pil/Depolama teknolojileri
  • Isı pompaları ve jeotermal enerji teknolojileri
  • Elektrolizörler ve yakıt hücreleri
  • Biyogaz/ biyometan teknolojileri
  • Karbon yakalama ve depolama teknolojileri (CCS)
  • Şebeke teknolojileri
Net Sıfır Sanayi Yasası kapsamında;
  • AB’nin büyük ölçüde tek bir ülkeden ithalata bağımlı olduğu net sıfır teknolojilerin üretim kapasitesinin artırılması veya AB’nin net sıfır sanayi tedarik zincirinin rekabet edebilirliğine katkı sağlayacak projelerin “Net Sıfır Stratejik Projeler” olarak tanımlanması öngörülmektedir.
  • Net Sıfır Stratejik Projelere, hızlı idari işlem sağlamak amacıyla ulusal düzeyde “öncelik statüsü” (priority status) verilmesi gerektiği ve ulusal yasalar ve AB yasaları doğrultusunda mümkün olan en hızlı izin süreçlerinden yararlanmaları ve bu projeler için gerekirse tüm hukuki ve uyuşmazlık çözümü süreçlerinde acil muamele yapılması gerektiği belirtilmektedir.
  • Ayrıca, AB çapında 2030 yılına kadar yıllık 50 milyon ton karbondioksit depolama kapasitesine ulaşılması gerektiği, bu kapsamda AB’nin petrol ve gaz üreticilerinin gerekli CO2 depolama sahalarının kurulmasına katkıda bulunmaları gerektiği ifade edilmektedir.
  • Net sıfır teknolojilerin küresel olarak benimsenmesinin önünü açmak amacıyla, AB’nin benzer ülkelerle iş birliği yapması, net sıfır teknolojilerinde ticareti ve yatırımları çeşitlendirmeye yardımcı olacak Net Sıfır Endüstriyel Ortaklıkların kurulması öngörülmektedir.
  • Avrupa Komisyonu’nun her biri net sıfır teknolojisine odaklanan uzmanlaşmış Avrupa Net Sıfır Sanayi Akademileri kurulmasını destekleyeceği, bu bağlamda Temiz Hidrojen Ortaklık Girişimi (Clean Hydrogen Joint Undertaking) bütçesinden 3 milyon Avro ve Tek Pazar Programı (Single Market Programme) KOBİ desteği bütçesinden 2,5 milyon Avro şeklinde başlangıç finansmanı ile Net Sıfır Sanayi Akademilerinin desteklenmesi öngörülmektedir.
  • Net Sıfır Avrupa Platformu aracılığıyla Komisyon ve Üye Devletlerin Net Sıfır Sanayi Yasası’nın eylemleri ve uygulanmasına ilişkin bilgi alışverişini sağlayacağı ve platform aracılığıyla Net Sıfır Sanayi Akademileri ve Net Sıfır Endüstriyel Ortaklıkların koordinasyonunun sağlanabileceği belirtilmektedir.
  • Komisyon ayrıca, uygun bir kontrol, test ve doğrulama ortamı ile projelerin kurulumunu kolaylaştırmak için üye devletlerde düzenleyici korumalı alanlar oluşturulmasını öngörmektedir. “Düzenleyici kum havuzları” (Net-Zero regulatory sandboxes) olarak adlandırılan anılan deneme ortamlarında yenilik yapanların standart düzenlemelerin tümüne tabi olmaksızın ürün, hizmet veya yeni iş modellerini test edebilmesine olanak tanıyan kontrollü ortamlar oluşturulmaktadır. Üye devletlerin bu düzenleyici ortamlarla ilgili faaliyetlerini bir “Sıfır Emisyon Platformu” aracılığıyla koordine etmesi gerekmektedir.
  • Bu kapsamda, Komisyon’un Üye Devletlerin net sıfır teknolojisi koruma alanlarını hazırlamasına yardımcı olmak için Korumalı alanlar Kılavuzunu (Guidance for Sandboxes) 2023’te yayımlaması beklenmektedir.
  • Komisyon net sıfır sanayinin finansmanını kolaylaştırmak için mevcut finansman mekanizmalarını koordine etmesi öngörülmekte olup, Net Sıfır Avrupa Platformu aracılığıyla özel finansman kaynaklarının, yatırım ihtiyaçlarının, mevcut mali araçların ve AB fonlarının ilgili mali kuruluşlarla ele alınması önerilmektedir.
  • Bu bağlamda, Avrupa Yatırım Bankası ve diğer InvestEU uygulayıcı ortaklarıyla birlikte net sıfır sanayi tedarik zincirinde yatırıma yönelik desteğin artırılması, net sıfır teknolojileri üretim projelerine yapılan yatırımları finanse etmek için Toparlanma ve Dayanıklılık aracı (Recovery and Resilience Facility), InvestEU, uyum politikası programları, İnovasyon Fonu gibi mevcut Birlik finansman programlarının kullanılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından, Avrupa Birliği’nin Durumu başlıklı konuşmasında, AB içinde yenilenebilir hidrojenin üretimini, alımını ve uluslararası ortaklardan Avrupalı tüketicilere yapılan ithalatı kolaylaştırıp destekleyecek Avrupa Hidrojen Bankası’nın planı duyurulmuştur. Bu çerçevede;
  • Avrupa Hidrojen Bankası’nın Yeşil Mutabakat Sanayi Planı, Net Sıfır Sanayi Yasası ve AB’nin 2050 yılına kadar iklim nötr olma hedeflerine katkıda bulunacağı,
  • REPowerEU kapsamında AB’nin 2030 yılına kadar 10 milyon tonu AB’de üretilmek ve 10 milyon tonu ithalat olmak üzere, toplam 20 milyon ton yenilenebilir hidrojen elde etmeyi  hedeflediği,
  • Hidrojen Bankası’nın temel amacının AB’de ve üçüncü ülkelerde hidrojen değer zincirlerinde özel yatırımların önünü açmak olduğu,
  • Yenilenebilir hidrojen ve fosil yakıtlar arasındaki maliyet farkının kapatılması ve gelişmekte olan Avrupa hidrojen pazarının desteklenmesinin yeni büyüme fırsatları sunacağı, Yenilenebilir Enerji Mutabakat Zaptı ile ticaret anlaşmalarında yenilenebilir enerji fasılları gibi yöntemlerle, üçüncü ülkelerle iş birliği ve ticaretin koordinasyonun destekleneceği,
  • Yeşil Mutabakat Sanayi Planı’nda da duyurulduğu üzere yenilenebilir hidrojen üretimine ilişkin ilk pilot ihalelerin, İnovasyon Fonu kapsamında 2023 sonbahar aylarında 800 milyon Avro’luk özel bir bütçe ile başlatılacağı belirtilmektedir.
Malumları olduğu üzere, yeşil ve dijital ekonomiye geçişte kritik öneme sahip olan hammaddelere yönelik tedarik güvenliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması Avrupa Birliği tarafından bir öncelik olarak belirlenmiştir. Önümüzdeki dönemde, elektrikli araç bataryalarının üretimi için gerekli olan lityuma olan talebin 2050 yılında 17 kat artması öngörülmektedir. Lityum ve bunun gibi AB’nin üçüncü ülkelere bağımlı olduğu kritik hammaddelerin belirlenmesi ve söz konusu bağımlılığının azaltılmasına yönelik Birlik düzeyinde tedbirler alınması amacıyla, Avrupa Komisyonu tarafından 16 Mart 2023 tarihinde Kritik Hammaddeler Tüzüğü Taslağı yayımlanmıştır. AB’nin iklim nötr bir ekonomiye hızlı geçişi desteklemek ve bu alanda uluslararası rekabet gücünü arttırmak amacıyla sunduğu “Yeşil Mutabakat Sanayi Planı” kapsamında hazırlanan “Kritik Hammaddeler Yasası” teklifi eş zamanlı olarak açıklanan Elektrik Piyasası Reformu ve Net Sıfır Sanayi Yasası ile birlikte düşünüldüğünde, Yeşil Mutabakat Sanayi Planı’nda öngörüldüğü üzere emisyona yönelik sektörler ve Avrupa endüstrisinin rekabet gücü için elverişli bir düzenleyici ortam oluşturması beklenmektedir. Taslak kapsamında, 2030 yılı için belirlenen hedefler ışığında, Birlik içinde kritik hammaddelere yönelik tedarik zincirinin kuvvetlenmesi, tedarik zincirinin stratejik ortaklık ve anlaşmalarla çeşitlendirilmesi ve tedarik zincirinde sürdürülebilirlik ve döngüselliğin esas alınması amacıyla,
  1. Birliğin stratejik hammadde tüketiminin en az %10’unun rezervler elverdiği ölçüde, Birlik içindeki madencilik faaliyetlerinden karşılanması, %40’ının Birlik içinde işlenmesi, %15’inin Birlik içindeki geri dönüşüm      faaliyetlerinden elde edilmesi,
  2. Stratejik hammadde kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla, Birliğin her hammadde için yıllık tüketiminin %65’inden fazlasının tek bir ülkeye bağımlı olmaması hedeflenmektedir.
Bu doğrultuda, atılması öngörülen adımlar aşağıda listelenmiştir.
  • Yeşil ve dijital dönüşüm ile savunma ve uzay sanayinde kullanılması, gelecekteki talebi ile tedariği arasında büyük farklar bulunması, tedariğinde artış imkanının zayıf olması gibi kriterler esas alınarak belirlenecek stratejik hammaddeler listesi mevzuatın I sayılı ekinde yayımlanmıştır. Listede batarya üretimine yönelik lityum, manganez, doğal grafit, nikelin yanı sıra, nadir toprak elementleri, bakır ve bor da bulunmaktadır.
  •  Ayrıca, stratejik hammaddelere ek olarak belirlenecek eşik değerlere göre tedarik riski bulunan kimi girdiler ise kritik hammadde olarak belirlenmiş olup, kritik hammadde listesi ise mevzuatın II sayılı ekinde yayımlanmıştır. Söz konusu listede de bor dahil 31 hammadde listelenmiştir. Her iki listenin de dört senede bir Komisyon tarafından güncellenmesi öngörülmektedir.
  • Kritik hammaddelere ilişkin politika belirlemek ve yaşanan gelişmeler durumunda politikaları revize etmek amacıyla Avrupa Kritik Hammadde Kurulu oluşturulacak, Birliğin madencilik, işleme ve geri dönüşüm kapasitesinin geliştirilmesine yönelik Birlik içinde veya üçüncü ülkelerde Stratejik Projeler belirlenecek, söz konusu Projelerin, izin süreçleri ile özel veya kamu finansmanına erişimi kolaylaştırılacaktır.
  • Kritik hammaddelerin tedariğinde oluşabilecek risklere yönelik bir izleme mekanizması kurgulanacak, bu kapsamda, Birlikte stratejik hammadde kullanarak stratejik teknolojilerde üretim yapan büyük firmalar hammadde tedarik zincirlerine ilişkin iki yılda bir düzenli denetimler gerçekleştirecektir
  • Stratejik ve kritik hammadde tedariğinin güvence altına alınması amacıyla, üye ülkeler tarafından kritik hammaddeler için stratejik stoklar oluşturulacak, Komisyon tarafından kurulacak Ortak Satın Alma Mekanizması ile hammaddelere ilişkin üye ülke talepleri tek platformda toplanarak küresel satıcılar ile tek elden müzakere edilecektir.
  • Üçüncü ülkeler ile stratejik ve kritik hammadde tedariğine yönelik mevcut stratejik ortaklıklar genişletilecektir. AB’nin halihazırda Kanada, Ukrayna, Kazakistan ve Namibya ile stratejik iş birlikleri bulunmaktadır. Bu kapsamda, elektrikli araçlarda kullanılan lityum için Latin Amerika ülkeleri ile ticari anlaşma imzalanması, lityum rezervi bulunan ülkeler ile stratejik işbirlikleri ile ilgilenen ülkeler ile küresel düzeyde tedarik zincirinin güçlendirilmesine ve sürdürülebilir yatırımların geliştirilmesine yönelik Kritik Hammaddeler Kulübü kurulması amaçlanmaktadır[1].
  • Buna ek olarak, DTÖ bünyesindeki çabalar ile Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Sürdürülebilir Yatırımın Kolaylaştırılması Anlaşmaları ağını güçlendirerek tedariğin çeşitlendirilmesi sağlanacaktır. Halihazırda AB’nin Meksika, Birleşik Krallık, Yeni Zelanda ve Şili ile mevcut STA’ları kritik hammaddelere ilişkin hükümler içermekte olup, Avusturalya ve Endonezya ile müzakereler yürütülmektedir.
  • Kritik hammaddelerde sürdürülebilirliğin ve döngüselliğin tesis edilmesi amacına yönelik olarak, üye ülkelerin kritik hammadde içeren atıkların toplanarak geri dönüşüme kazandırılması, yeniden kullanımın teşvik edilmesi, üretimde ikincil hammaddelerin kullanılması ve geri dönüşüm sanayiinin geliştirilmesine yönelik olarak gerekli tedbirleri alması gerekecektir.
  • Ayrıca, mıknatıs içeren[2] ürünlerin içeriğinde bulunan mıknatısın kimyasal içeriğine ilişkin bilgileri barındıran dijital ürün pasaportu barındırmaları, mıknatısların kolay çıkarılabilecek şekilde tasarlanması ve geri dönüşümün teşvik edilmesi amacıyla geri dönüştürülmüş içerik zorunluluğu getirilecektir.
  • Çıkarılacak eko-tasarım mevzuatlarında kritik hammaddelerin döngüselliğinin de esas alınacak, mevcut Ömrünü Tamamlamış Araçlar, Elektrikli ve Elektronik Atıklar Direktifinin gözden geçirilecek, Birlik için kritik hammaddelerin gerikazanımı ve geri dönüşümünü sağlamaya yönelik kurulacak 10 ek merkez için 10 Milyon Euro kaynak ayırılacaktır.
  • Kritik hammaddeler çevresel ayak izlerine göre performans sınıflandırılmasına tabi tutulacak, alıcıların daha sürdürülebilir ürünleri seçebilmelerine yönelik şeffaflık oluşturulacaktır.
Araştırma, yenilik ve becerilere yatırım yapılması amacıyla Komisyon, kritik hammaddelerde çığır açan teknolojilerin benimsenmesini ve uygulanmasını güçlendirmek üzere büyük ölçekli bir beceri ortaklığının ve bir Hammadde Akademisi’nin kurulmasını önermektedir. Ayrıca Küresel Geçit'in (Global Gateway) ortak ülkelerin beceri geliştirme de dahil olmak üzere kendi maden çıkarma ve işleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bir araç olarak kullanılması teklif edilmektedir. Anılan mevzuat çalışmasına ek olarak AB ile ABD arasında kritik hammaddelere ilişkin bir anlaşma imzalanmasına yönelik müzakerelere başlanmasına karar verilmiştir. AB böylelikle ABD Enflasyonu Azaltma Yasası -IRA kapsamında elektrikli araç ve batarya üretiminde getirmiş olduğu gereklilikleri karşılayabilecek, AB menşeli araç satışları da vergi avantajından faydalanabilecektir. Zira IRA kapsamında sunulan tüketici kredisi imkanlarından faydalanabilmek için batarya metallerinin ABD veya ABD ile STA anlaşması olan bir ülkeden temin edilmiş olması gibi şartlar aranmaktadır.

[1] JRC Science for Policy Report Supply chain analysis and material demand forecast in strategic technologies and sectors in the EU – A foresight study
[2] Tıbbi görüntüleme cihazları, rüzgâr enerjisi jeneratörleri, elektrikli araçlar, geleneksel araçlar, klimalar, buzdolapları, sanayi tipi motorlar, sanayi pompaları, çamaşır makineleri, kurutucular, mikrodalga fırınla, süpürgeler ve bulaşık makinelerinin
Avrupa Komisyonu tarafından Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında, iklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilirliğin AB genelinde norm haline getirilmesi amacıyla 30 Mart 2022 tarihinde bir mevzuat önerisi paketi açıklanmıştır. Anılan paket çerçevesinde, iklim değişikliği ile mücadelede ön plana çıkan tekstil sektörü öncelikli olarak ele alınmış ve Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil için AB Stratejisi açıklanmıştır. Strateji kapsamında tekstil sektörünün öncelikli olarak ele alınma sebepleri aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
  • Tekstil sektörünün çevre ve iklim değişikliği üzerine etkileri: 2000-2015 yılları arasında tekstil üretimi ikiye katlanmış olup, hazır giyim tüketiminin 2030 yılına kadar %63 oranında artarak 62 milyon tondan 102 milyon tona yükselmesi beklenmektedir. AB genelinde her sene 5,8 milyon ton tekstil açığı ortaya çıkmaktadır. Gıda, barınma ve ulaştırmadan sonra çevre ve iklim değişikliği üzerinde dördüncü en yüksek etkiye sahip olan, su ve arazi kullanımında üçüncü, birincil hammadde kullanımında ise beşinci en yüksek tüketim alanı olan tekstil sektörü, döngüsel ekonomi için öncelikli dönüşüm bekleyen alanlardan biridir.
  • Fast-Fashion” trendi ile tüketimde yaşanan artış: Avrupa Birliği Bilim ve Teknoloji Birimi JRC raporuna göre, 1996-2018 yılları arasında “fast-fashion” trendi ile hazır giyim fiyatlarında %30 oranında düşüş yaşanmış olmasına rağmen, hane halkının tüketimi %14-17 oranında artış kaydetmiştir.
  • Tekstil sektörünün sosyal politikalar ile bağlantısı: Küresel değer zincirine bağlı olan sektörde, maliyeti düşürmek için çocuk işçi ve düşük maaşlı kadın işçiler çalıştırılmakta olup, sektörün dönüşümünde sosyal önceliklerin dikkate alındığı sürdürülebilir bir modele geçilmesi hedeflenmektedir.
  • Sektörün AB ekonomisindeki ağırlığı: 160.000 firma ile 1,5 milyon kişiye istihdam sunmakta olan sektör, 2019 yılında 162 milyar Euro ciro ile AB ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Sektör Covid salgınından büyük ölçüde etkilenmiş olup, 2020 yılında tekstil sektörü % 9,2 oranında, hazır giyim sektörü ise %18,1 oranında daralmıştır.
  • Tedarik zincirindeki aksamalar: Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile enerji fiyatlarının artması, girdi tedariki güvenliğine tehdit oluşturarak küresel tedarik zincirlerindeki hassasiyetleri ortaya koymuştur. Bu kapsamda, çoğunlukla KOBİ’lerden oluşan sektör talepteki ani düşüşlerden, tedarik zincirindeki aksamalardan büyük ölçüde etkilenmiş olup, sektörün enerji ve girdi tedariki, sürdürülebilir ürün üretimi ve vasıflı istihdam yaratımı gibi konularda gelişerek direnç kazanması hedeflenmektedir.
Bu çerçevede, Strateji ile: - 2030 yılı itibariyle AB pazarına sunulacak tüm tekstil ürünlerinin uzun ömürlü ve geri dönüştürülebilir olması, çevreye zararlı kimyasal içermemesi, büyük ölçüde geri dönüştürülmüş liflerden, sosyal haklara ve çevreye halel getirmeden üretilmesi, - Tüketicinin daya uzun ömürlü ve kaliteli tekstil ürünlerine erişim sağlaması, ‘fast-fashion’ eğiliminin sona ermesi, yeniden kullanım ve tamir imkanlarının yaygınlaşması, -Rekabetçi ve iklim değişikliğine dirençli, yenilikçiliğin ön plana çıktığı sektörde, üreticinin tedarik zincirinin her aşamasında ürünün sorumluluğunu alması, -Yenilikçi liften-life geri dönüşüm kapasitesinin artırılması amaçlanmaktadır. Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil İçin Somut Politikalar 1. Zorunlu Eko-Tasarım Kuralları AB genelinde fabrikalarda kullanılan kumaşın %25 ila % 40’ından fire verilmekte ve atığa dönüşmektedir. Avrupa’da tüketim sonrası toplanan tekstil ürünlerinin sadece %20’si daha alt seviye bir ürün grubu olmak üzere geri dönüştürülmektedir. Tekstil ürünlerinin düşük oranda geri dönüştürülmesinde ürünün içeriğinin geri dönüşüme uygun olmaması önemli rol oynamaktadır. Polyester ve kotonun karıştırılarak kullanılması geri dönüşüm sürecini zorlaştırmakta, son dönemde tekstil ürünlerinde sıklıkla kullanılan elasten ise geri dönüşüm makinalarını kirletici etki doğurmaktadır. Bu doğrultuda, tekstil ürünlerinin tasarımın sürdürülebilirlik hedefleri dikkate alınarak yapılması önem arz etmektedir. Halihazırda Avrupa Komisyonu tarafından çevresel hedefler doğrultusunda tekstil ürünlerinin dayanıklılığının artırılması, tehlikeli kimyasallardan arındırılması ve sürdürülebilir tedarik zincirleri oluşturulmasına yönelik zorunlu olmayan kriterler geliştirilmiştir.  Tekstil sanayinin katılımıyla hazır giyim ve ayakkabı ürünlerinin çevresel ayak izinin ölçülmesine ilişkin çalışmanın ise 2024 yılında tamamlanması beklenmektedir. Söz konusu çalışmalar temel alınarak, Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği kapsamında tekstil sektörüne yönelik zorunlu tasarım kuralları getirilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu kurallar ile, tekstil ürünlerinin dayanıklılığının artırılması, yeniden kullanılabilir, tamir edilebilir, geri dönüştürülebilir olması, zorunlu olarak belirli miktarlarda geri dönüştürülmüş içeriğe sahip olması, zararlı içeriklerin miktarının azaltılması ve takibinin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Söz konusu kurallar fayda-maliyet performansı ve ürünlerin maddi olarak erişebilir olması dikkate alınarak tasarlanacaktır. Komisyon tarafından, yapılacak etki analizi sonrasında yeşil kamu alımları için zorunlu kriterler getirilmesi ve üye ülkelerinin tekstil ürünlerine yönelik teşvik mekanizmalarının şekillendirilmesi öngörülmektedir. 2. Satılmayan veya iade eden ürünlerin imhasının engellenmesi Komisyon tarafından büyük firmaların tekstil dahil olmak üzere imha ettiği, tekrar kullandığı, geri dönüştürdüğü ürün miktarlarına dair zorunlu beyanda bulunmasını gerektiren şeffaflık hükmü geliştirilmesi, satılmayan ürünlerin imhasının ise yasaklanması amaçlanmaktadır. Geliştirilen dijital araçlar ile tüketiciler ile satıcıların etkileşiminin artırılması, tüketici beğenilerinin dijital olarak takip edilmesi ve geri iade edilen ürün sayısının azaltılarak, e-ticaretin de karbon ayak izinin düşürülmesi beklenmektedir. 3. Mikroplastik salınımı ile mücadele Hazırgiyim ürünlerinin %60’ı polyester başta olmak üzere sentetik ürünlerden oluşmaktadır. Düşük maliyeti nedeniyle özellikle ‘fast-fashion’ markaları tarafından tercih edilen sentetik tekstil ürünleri 5 ila 10 yıkamadan sonra mikroplastik kirliliğine yol açmakta, yıllık 40.000 ton mikroplastik salınımı oluşmaktadır. Bu çerçevede, ürünlerin sentetik içerik dikkate alınarak tasarlanması amacıyla zorunlu kurallar getirilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, Avrupa Komisyonu tarafından 2022 yılının ikinci yarısında açıklanacak olan mikroplastiklerin istemsiz salınımının önlenmesine yönelik strateji ile üretim aşamasında ön yıkama, etiketleme, yenilikçi içerik kullanımı, çamaşır makineleri filtreleri, deterjan kullanımı gibi hususları detaylıca ele alması beklenmektedir. Komisyon, halihazırda mikroplastik salınımını ölçmek amacıyla geliştirilen test yöntemlerine ilişkin standardizasyon çalışmalarını da dikkate alacaktır. 4. Dijital Ürün Pasaportu Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği kapsamına dahil olan tekstil ürünlerine “sürdürülebilirlik performansı, çevresel ayak izi ve geri dönüştürülmesine dair detaylar” gibi bilgileri içeren Dijital Ürün Pasaportu zorunluluğu getirilmesi öngörülmektedir. Böylece, ürünün çevresel sürdürülebilirliğine ilişkin bilgilere kolaylıkla erişilmesi, tüketicilerin doğru ürünlere yönlendirilmesi, tedarik zincirindeki üretici ve geri dönüştürücü dahil tüm aktörlerin iletişiminin kolaylaşması sağlanacaktır. Bu kapsamda, Komisyon tarafından mevcut Tekstil Etiketleme Yönetmeliği de gözden geçirilecek, sürdürebilirlik, döngüsel parametreler, ürünün üretim aşamalarının yapıldığı ülkeler gibi bilgilerin zorunlu olarak paylaşılması değerlendirilecektir. Komisyon gündeminde ayrıca dijital etiketlerin kullanılması da yer almaktadır. 5. Yeşil Beyanların Güvenilirliği Halihazırda sürdürülebilir olduğu iddiası ile piyasada satışa sunulan ürünlerin %39’unun esasında sürdürülebilir olmadığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda, tüketicilerin sürdürülebilir veya çevre dostu gibi yanlış beyanlardan korunması amacıyla geliştirilen Yeşil Dönüşüm için Tüketicinin Güçlendirilmesi inisiyatifi ile Haksız Rekabet Direktifi ile Tüketici Hakları Direktifinin gözden geçirilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede, EU Ekoetiket mevzuatı veya ilgili AB mevzuatının gerekliliklerini yerine getirmeden, “yeşil”, “çevre-dostu”, “çevre için iyi” gibi çevresel beyanların kullanımı yasaklanacaktır. Komisyon ayrıca, 2022 yılı ikinci yarısında açıklamayı planladığı Yeşil Beyan İnisiyatifi ile tüm çevresel beyanlar için asgari kriter geliştirmeyi öngörmektedir. Bu kapsamda, Çevresel Ayak izi Methodu’nun benimsenmesi, ürünün somut olarak çevreye etkisinin ortaya konulması açısından ön plana çıkmaktadır. Komisyonun ayrıca, Tekstil ve Ayakkabı için Eko Etiket düzenlemesini gözden geçirmesi öngörülmektedir. Öte yandan, plastik şişelerin geri dönüşümünden üretilmiş olan tekstil ürünlerinin, mikroplastik salınımı nedeniyle sanıldığı gibi çevre-dostu olmadığına dikkat çekilerek, Eko-Tasarım mevzuatı, Eko-Etiket kriterleri ve Yeşil Beyan inisiyatifinin, bu gibi pratiklerin engellenmesine yönelik olarak kurgulanması beklenmektedir. 6. Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility-EPR) AB’de yıllık olarak toplanan 2.1 milyon ton kullanılmış hazır giyim ve ev tekstili ürünü, AB pazarına sunulan tekstil ürünlerinin %38’ine tekabül etmekte olup, geri kalan %62’nin atığa dönüştüğü varsayılmaktadır. Bu nedenle, halihazırda Fransa, Almanya gibi bazı AB ülkelerinde piller, plastikler, tekstil ürünleri gibi bazı ürün grupları için uygulanmakta olan genişletilmiş üretici sorumluluğu-EPR kuralları ile bizzat üreticinin bizzat üreticinin satış sonrası ürünün toplanması, geri dönüştürülmesi, yeniden kullanılması ve atık haline geldikten sonra çevreye zarar vermeden imhası sürecinden sorumlu olması amaçlanmaktadır. 1 Ocak 2025 yılında tekstil atıklarının ayrı çöplerde toplanması zorunluluğu da dikkate alınarak pek çok AB ülkesi tarafından da EPR mevzuatları hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, AB ülkelerine EPR kapsamı ürün üreten, ithal eden tüm üreticilerin ilgili ülkeden EPR numarası temin etmesi gerekmekte olup, halihazırda her ülkenin kendi EPR numarası bulunmaktadır. Üreticilerin, piyasaya sürdükleri ürün miktarı ile orantılı olarak EPR ücreti ödemektedir. Avrupa Komisyonu, 2023 yılında planladığı Atık Çerçevesi Direktifinin bir parçası olarak, üye ülkelerde geliştirilmiş veya geliştirilmekte olan EPR uygulamalarını tek çatı altında toplamayı amaçlamaktadır. Uygulama kapsamında, döngüsel özelliği fazla olan ürünler için daha düşük EPR ücreti tahsis edilmesi, böylelikle döngüsel prensiplere uygun ürün üretilmesi de teşvik edilecektir. EPR tahsisatlarından oluşan bütçe ise atık önleme uygulamaları ve geri dönüşüme hazırlama gibi amaçlar için kullanılacaktır. Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil için Zemin Hazırlayıcı Politikalar 1.Geleceğin Tekstil Ekosistemi için Dönüşüm Yolu Platformu (Transition Pathway) Yeni AB Sanayi Stratejisi, AB’deki sanayi ekosisteminin çevresel dönüşüme karşı direncinin artırılması, yeşil ve dijital dönüşümünün hızlanması ihtiyacının ortaya koymuş olup, bu kapsamda Komisyon tarafından sanayi ekosistemlerinin dönüşümünü kolaylaştırmak için tüm paydaşların katılım sağladığı işbirliği platformları kurmaktadır. Tekstil ekosistemi geçiş platformunun 2022 yılının ikinci çeyreğinde kurulması öngörülmekte olup, tekstil sektörünün yeşil ve dijital ikiz dönüşümünün sağlanması, sektörde döngüsel iş modellerinin geliştirilmesi, sürdürülebilir rekabetçiliğin artırılması ve ilgili yatırımlara zemin hazırlanmasına yönelik işbirliği çalışmaları yürütülmesi amaçlanmaktadır. 2. Fazla üretim ve fazla tüketime yol açan Fast Fashion trendinin son ermesi Yeni Eko-Tasarım Direktifi ve genişletilmiş üretici sorumluluğu kuralları ile daha sürdürülebilir ve uzun ömürlü ürünler üretilmesi ve fast-fashion trendinin değişmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu markaları yıllık koleksiyon sayılarını azaltmaya davet etmiştir. Bu noktada tüketim alışkanlıklarının değişmesi önem arz etmekte olup, firmaların döngüsel iş modellerini benimseyerek, ürünü hizmet olarak sunma, kiralama, ikinci el ve tamirat hizmetlerini geliştirmesi gerekmektedir. Bu noktada, ikinci el sektöründe aktif olan sosyal girişimlerin desteklenmesi önem arz etmektedir. Avrupa Komisyonu ayrıca, DTÖ kurallarını ihlal etmeden üye ülkeleri ikinci el ve tamirat sektörlerine avantajlı vergi rejimleri uygulamaya davet etmiştir. Bu kapsamda, #ReFashionNow mottosu ile tüketim ve üretim eğilimlerinin değişmesi, kalite, dayanıklılık, tamirat ve yeniden kullanım prensiplerinin ön plana çıkarılması amaçlanmaktadır. 3. Adil Rekabet Koşulları Sağlanması Tedarik zincirlerinin karmaşıklaşması, e-ticaret ile AB dışından satın alınan ürünlerin çoğalması nedeniyle, piyasa gözetim ve denetim koşullarının tüketicinin sürdürülebilirlik yönünde korunması amacıyla gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Bu kapsamda, son dönemde geliştirilen AB Ürün Uyum Ağı-EU Product Compliance Network ile öncelikli alanlarda AB ülkelerindeki yetkili otoriteler arasındaki iletişimin kuvvetlendirilmesi, piyasa gözetimine yönelik dijital enstrümanlar geliştirilmesi, bazı ürünlerin kontrol sıklığına ilişkin ortak kurallar belirlenmesi amaçlanmaktadır. 4. Araştırma, inovasyon ve yatırımın desteklenmesi
  • New European Bauhaus inisiyatifi ile tekstil dahil pek çok sektörde sürdürülebilir yaşam tarzları oluşturulması amaçlanmaktadır.
  • #ReFashionNow inisiyatifi ile sürdürülebilirliğe yönelik moda projeleri desteklenecektir.
  • Made in Europe Partnership dijital, rekabetçi, yeşil, sosyal olarak sürdürülebilir üretiminin desteklenmesi amaçlanmakta olup, sanayici, kamu sektörü, STKlar, üniversiteler arasında kurulan stratejik ortaklık ile AB sanayinin söz konusu hedefler doğrultusunda gelişmesini sağlamaya yönelik strateji ve politikaların belirlenmesi hedeflenmektedir.
  • Circular Bio-based Europe Joint Undertaking ile tekstil sanayinin fosil yakıt bazlı sentetik liflere bağımlılığının azaltılması ve sürdürülebilir yeni tekstil lifleri geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
  • European Partnership Process4Planet tekstil sanayi dahil olmak üzere AB işleme sanayinin karbonsuzlaştırılması ve döngüselleşmesi için gerekli yenilikçi girişimleri sağlar. Yerel girişimler öncelik verilecek olan programda, “Hubs for Circularity” girişimi ile yerel kamu otoriteleri, işleme sanayi ve diğer özel sektör aktörlerinin döngüsel kaynak kullanımını maksimize ederken çevreye olumsuz etkinin minimize edileceği, döngüsel iş modelleri geliştirmesi amaçlanmaktadır.
Avrupa İnovasyon ve Teknoloji Enstitüsü (EIT) ve Ufuk Avrupa kapsamında bulunan fonlar ile döngüselliğe ve dijitalizasyona yönelik projeler desteklenmektedir. Buna ek olarak, LIFE Programı altında döngüsel moda iş modelleri oluşturulması amacıyla teknolojik inovasyona yönelik projeler desteklenecektir. Benzer şekilde, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu projelerinden de faydalanmak mümkün olacaktır. Komisyon tarafından tekstil firmaları Avrupa Yeşil Mutabakat Verialanı ve İmalat Verialanı gibi inisiyatiflere katılım sağlamaya teşvik ederek, firmalar arasındaki veri paylaşımını kolaylaştıracaktır. Avrupa Digital İnovasyon Merkezleri Ağı ile firmalaın dijital altyapılarının geliştirilmesine yönelik destek sağlanacaktır. Üye ülkeler ayrıca, pandemi sonrası geliştirilmiş olan Kurtarma ve Dirençlilik Mekanizması kapsamında, araştırma, inovasyon ve yatırımlara yönelik fonlardan faydalanabilecektir. Bu noktada, yatırımların doğru alanlara yönlendirilmesi amacıyla, Avrupa Komisyonu tarafından Taksonomi Tüzüğü kapsamında, hazır giyim üretiminde kirlilik etkenini de dikkate alarak döngüsel ekonomiye ciddi katkının belirlenmesine yönelik teknik tarama kriteri belirlenmesi öngörülmektedir. 5. Yeşil ve Dijital Dönüşüm için Nitelikli İşgücü Yetiştirilmesi Tekstil sektörü yeşil ve dijital dönüşüm için eko-dizayn, lif gelişimi, yenilikçi tekstil üretimi, tamir ve yeniden kullanım alanları için nitelikli işgücüne ihtiyaç duymaktadır. AB bu alanda halihazırda yaşanan açığın giderilmesi amacıyla EU Pact for Skills inisiyatifi altında, tekstil ekosisteminde dijital yeteneklerin yanı sıra ürünün yaşam döngüsü ve değer zinciri analizinin yapılması gibi yeteneklerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. New European Skills Agenda, Digital Compass 2030 gibi inisiyatiflerle ise sanayi, kamu otoriteleri ve eğitim sağlayıcılar arasında işbirliği tesis edilmesi amaçlanırken, kadınların yönetim posizyonlarına yükselmesi, 10.000 KOBİ’nin dijitalizasyon çabalarının desteklenmesi gibi çeşitli performans kriterleri belirlenmiştir. 6.Küresel düzeyde sürdürülebilir tekstil değer zincirleri tesis edilmesi Avrupa Birliği, G7 ve G20 gibi platformlara ek olarak, Global Alliance for Circular Economy and Resource Efficiency (GACERE) ve Birleşmiş Milletler Çevre Meclisi kapsamında sürdürülebilir ve döngüselliğe yönelik küresel düzeyde çalışmalara katkı sağlamaktadır. -Çevresel ve sosyal adalete yönelik durum tespiti (due diligence) Avrupa Birliği 2019 yılında 80 milyar Euro ile en çok hazır giyim ithalatı yapan ülke olmuştur. Bu kapsamda, AB’de tüketilen tekstil ve hazır giyim ürünlerinin çevresel ve sosyal adalete uygun yeşil ve adil değer zincirlerinde üretilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, ithalat yapılan üçüncü ülkelerde çocuk işçi çalıştırılmaması, adil maaş dağılımı, işçi güvenliği gibi uluslararası iş standartlarına uyum sağlanması ve ağırlıklı olarak kadın olan tekstil işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi konuların denetlenmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda geliştirilen, Corporate Sustainability Due Diligence Direktifi taslağı kapsamında, belirli bir büyüklüğe sahip markaların küresel tedarik zincirlerinde yer alan üretim tesislerinin çevresel ve sosyal haklara riayet ettiğini denetim altına alması hedeflenmektedir. - Tekstil atığı ihracatı yönetimi AB dışına tekstil atığı ihracatı 2020 yılında 1,4 milyon ton ile rekor düzeye ulaşmış olup, atık ihracatına ilişkin yeni mevzuat önerisi kapsamında, OECD üyesi olmayan ülkelere atık ihracatına ancak söz konusu ülkenin anılan atığı ithal etmek istediğine ve sürdürülebilir şekilde yönetebileceğine ilişkin Avrupa Komisyonuna yapacağı bildirim sonrası izin verilecektir. Mevzuat kapsamında ayrıca, ikinci el ürün ile atık kategorisinin doğru yapılmasına ilişkin kriterler geliştirilecektir. Avrupa Komisyonu ayrıca, küresel düzeyde atık yönetiminin izlenebilirliğinin ve şeffaflığın sağlanması amacıyla üçüncü ülkelerle işbirlikleri tesis edecek, mevcut Serbest Ticaret Anlaşmalarının sürdürülebilir kalkınma başlıklarına bu yönde hükümler ekleyecektir.
İklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm hedefleri kapsamında AB tarafından yayımlanan Fit for 55 hedefleri kapsamında, Avrupa Komisyonu tarafından binek ve hafif ticari araçların emisyon performans standartlarına ilişkin olarak önerilen mevzuata göre, 2035 yılında trafiğe sürülecek tüm binek ve hafif ticari araçların karbon emisyonsuz olması amaçlanmıştır.[1] Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu tarafından, Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında öncelikli ürün gruplarından biri olarak belirlenmiş olan bataryalara ilişkin mevzuat çalışmaları, Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifinden önce erken aşamada başlatılmış olup, 10 Aralık 2020 tarihinde yayımlanmış olan Batarya ve Batarya Atıkları Tüzüğü taslağının yasalaşma sürecinde son aşamaya gelinmiştir[2]. Otomobillerde kullanılan elektrikli araç bataryası dahil olmak üzere her türlü batarya türünün tasarımından atık haline gelene kadar yaşam döngüsünün tamamını ilgilendirecek zorunluluklar getirecek olan mevzuata göre;
  • AB pazarına sürülecek olan bataryalar için sürdürülebilirlik ve güvenlik kuralları belirlenmiştir.
  • Performans, dayanıklılık ve güvenlik kriterlerinin yanında, mevzuatın I sayılı Ekinde sıralanan cıva, kadmiyum gibi zararlı materyallerin kullanımına kısıtlama getirilecektir.
  • Farklı batarya türlerine göre geçiş süreleri bulunmak üzere, bataryaların karbon içeriğine yönelik bildirim yükümlülüğü, karbon içeriğine yönelik etiketleme zorunluluğu, AB pazarında satılabilecek bataryalar için karbon üst sınırı belirlenecektir. Karbon ayak izine yönelik tanımlar ve kurallar taslağın II sayılı Ekinde açıklanmıştır.
  • 2030 yılında mevzuat kapsamı bataryaların kobalt (%16), lityum (%6), nikel (% 6) ve kurşun (%85) hammaddelerinde belirli miktarda geri dönüştürülmüş içerik barındırması zorunluluğu getirilirken, 2035 yılında bu miktarlar, kobalt (%26), lityum (%12), nikel (% 15) ve kurşun (%85) olarak güncellenecektir.
  • 2025 yılı ortasında tüm atık bataryalar için Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu zorunlu hale gelecek, taşınabilir bataryalar için asgari toplama hedefi 2027 yılı için %63, 2030 yılı için %73 olarak belirlenecektir.
  • Lityumda materyal geri kazanım hedefi 2027 yılı için %50, 2031 yılı için % 80 olarak belirlenmiştir.
  • Bataryalarda döngüselliğin sağlanması ve etkin bir atık yönetimi tesis edilmesi amacıyla çeşitli tasarım kuralları getirilecek, mevzuatın yürürlüğe girişinden üç buçuk yıl sonra elektronik aletlerde bulunan bataryaların son kullanıcı tarafından çıkarılıp, yeniden takılabilir olmasının zorunlu hale getirilmesi sağlanacaktır.
  • Avrupa Komisyonu tarafından 2027 yılı sonuna doğru, bataryalarda depozito sistemi getirilmesi değerlendirilecektir.
  • Özen yükümlülüğü kapsamında, batarya hammaddelerinin tedarikinin çevreye ve sosyal haklara uygunluğu beyan edilecektir.
  • AB pazarına ürün tedarik eden üçüncü ülkeler tarafından uygunluk değerlendirme kuruluşları (Onaylanmış Kuruluşlar) aracılığıyla ürünlerin karbon ayak izi, geri dönüştürülmüş madde içeriği ile sosyal şartlara ilişkin özen yükümlülüğü gereklerinin yerine getirildiğine dair belgelendirme yükümlülüğü ve hammadde bilgilerine ilişkin zorunlu bildirimde bulunma uygulaması getirilecektir.
  • Ayrıca, bataryaların içeriği, geri dönüşüm koşulları gibi detaylı bilgilere dijital olarak erişim sağlayan Dijital Batarya Pasaportu uygulamasına geçilecektir.
Bu itibarla, AB’ye tedarik edilecek olan araçlarda kullanılacak bataryaların anılan Tüzük ile getirilecek kriterlere uyum sağlaması gerekecektir.

[1] İlgili mevzuata ilişkin Konsey ve Parlamento arasında uzlaşı sağlanmış olup, mevzuatın yakın zamanda yasalaşması beklenmektedir.
[2] Taslağa ilişkin AB Kurumları arasında siyasi uzlaşı sağlanmış olup, Parlamento ve Konsey’de oylanmasını takiben yasalaşması beklenmektedir.
Avrupa Birliği tarafından döngüsel ekonominin tesis edilmesinde atık yönetimi uygulamalarının geliştirilmesi ve atıkların üçüncü ülkelere kontrolsüz ihraç edilmesinin önüne geçerek çevreye verilen zararın engellenmesi sağlanırken, AB içinde atıkların bir kaynak olarak kullanılmasının da artırılması hedeflenmektedir. Zira, Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi kapsamında çıkarılacak ürün mevzuatlarında asgari geri dönüştürülmüş içerik kriterlerinin getirilmesi öngörülmekte olup, bu doğrultuda AB atığın ekonomik değerini ön plana çıkarmaktadır. Bu kapsamda, 2023 yılının ikinci yarısında yasalaşması beklenen Atık Sevkiyatı Tüzüğü Taslağı ile atık kaçakçılığına karşı kararlı bir tutum sergilenmesi, atık ihracatına daha katı kurallar getirilmesi sağlanırken, AB’nin de döngüsel ekonomi kapsamında söz konusu atıklardan daha fazla faydalanabilmesi amacıyla atığın bir kaynak olarak AB içinde dolaşımına yönelik etkin bir sistem oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu itibarla, bahse konu mevzuat taslağı kapsamında,
  • Atık ihracatının %30’unu teşkil eden ve yıllık 9,5 milyar Euro değerindeki kaçak atık ihracatının önüne geçilmesi de amaçlanmakta, AB Atık İhracatı Uygulama Grubu tesis edilmesi, AB Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu OLAF’ın atık ihracatı kaçakçılığı ile mücadele ile de görevlendirilmesi ve katı idari cezaların oluşturulması öngörülmektedir.
  • AB içinde atığın dolaşımını kolaylaştırırken, izlenebilirliğini ve şeffaflığının sağlanması amacıyla, (i) belgelerin elektronik ortamda değişimi ile özellikle yeşil sınıflandırılmış/green listed atık kategorisinin AB içinde ihracat prosedürlerinin dijitalleşmesi sağlanacak, (ii) AB tarafından onaylanmış tesislere atık ihracatı için hızlandırılmış prosedürler uygulanacak, (iii) atık tiplerinin sınıflandırılmasında AB düzeyinde uyumlaştırma sağlanacaktır
  • Söz konusu mevzuat, atık ihracatını kısıtlayıcı tedbirler de içermektedir. Bu çerçevede, OECD üyesi olmayan ülkelere atık ihracatı kısıtlanacak ve ancak ihracat yapılan üçüncü ülkenin söz konusu atığı ithal etme isteğini ve atığı sürdürülebilir şekilde yöneteceğini Komisyona resmi olarak beyan etmesi koşuluyla sevkiyata izin verilecektir. AB tarafından atık ihracatı yapılabilecek üçüncü ülkeler listesi yayımlanacaktır.
  • OECD ülkelerine yapılan atık ihracatı ise izlenecek, atık ihracatında ani artış görülen ülkelerde atığın nasıl yönetildiği Komisyon tarafından sorgulanacak, atığın varış ülkesinde iyi yönetildiğine ilişkin yeterli veri bulunamaması durumunda atık sevkiyatı askıya alınacaktır. Söz konusu izleme mekanizması kapsamında, AB tarafından ithalatçı ülkede ithal edilen atığın ülke içi atık yönetimi ile atık toplama politikasına zarar verip vermediğinin de sorgulayacaktır.
  • AB dışına atık ihracatı yapan tüm AB firmalarının, atığı ithal eden tesislerin bağımsız bir kuruluş tarafından denetlenmesini temin etmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, atığı ithal eden tesisler düzenli olarak bağımsız üçüncü parti denetmenleri tarafından denetime tabii tutulacaktır.
  • Atığın çevreye uygun koşullarda yönetilmesini değerlendirmek üzere atıfta bulunulan mevzuat, taslak mevzuatın IX nolu ekinde listelenmektedir.
  • Ayrıca, Avrupa Parlamentosu tarafından getirilen öneriye göre, plastik atıkların zararlı katkı maddeleri ve kirleticiler barındırması, söz konusu maddelere yönelik ihracat amaçlı yapılacak testlerin maliyetli olması, anılan atıkların geri dönüşüm oranının düşük olması, geri dönüşüm proseslerinin daha fazla atığa yol açması ve bazı üçüncü ülkelerde plastik atığın yönetiminde yaşanan sorunlar nedeniyle, OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatına izin verilmemesi, OECD üyesi ülkelere plastik atık ihracatının ise mevzuat yürürlüğe girdikten sonra 4 yıl içinde durdurulması amaçlanmaktadır.
Ülkemizin hurda ithalatının %88’ini hurda demir ithalatı oluşturmakta olup, 2021 yılı verilerine göre dünyadan yapılan 24,9 milyon tonluk hurda metalin 13 milyon ton ile % 51’i AB’den ithal edilmektedir. Bu çerçevede, anılan mevzuatın özellikle kıymetli hammadde sınıfındaki hurda demir başta olmak üzere girdi temini kapsamında ülkemiz açısından doğrudan etki doğurabileceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede, Bakanlığımızca anılan mevzuatın ticareti kısıtlayıcı etkilerine işaret etmek amacıyla AB ile ikili ve uluslararası platformlarda temaslar yürütülmektedir. Buna ek olarak, atık yönetimine ilişkin ülkemiz mevzuatının AB ile uyum durumunun ve atılması gereken adımların tespit edilmesi amacıyla Bakanlığımız bünyesinde Atık Sevkiyatı Çalışma Grubu tesis edilmiştir.
AB atığının %30, enerji tüketiminin %40, enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının ise % 36’sının kaynağı olan yapı malzemeleri sektörü Komisyon tarafından öncelikli alan olarak belirlenmiştir. 2013 yılından beri yürürlükte olan mevcut Yapı Malzemeleri Tüzüğü yapı malzemelerine ilişkin zorunlu performans gereklilikleri belirlemekten ziyade, karşılaştırabilmeye imkan sağlayacak şekilde performans göstergelerine (ısıya dayanıklılık, ses ve ışık geçirme düzeyi, ısı yalıtımı vs.) ve CE kullanımına ilişkin ortak kurallar getirmektedir. Yapı malzemelerinin güvenliği, çevresel ve enerji verimliliğinin sağlanması ise üye ülkelerin ulusal mevzuatları ile düzenlenmektedir. Bu çerçevede, Yapı Malzemeleri Tüzüğü’nün döngüsel ekonomi hedefleri kapsamında revize edilmesine karar verilmiş ve 30 Mart 2022 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından Yapı Malzemeleri Tüzüğü’nün Revizyonu Taslağı açıklanmıştır. Yapı malzemelerinin piyasaya sürülmesine ilişkin ortak kuralları içeren Taslak, yapı malzemelerine ilişkin ortak pazarın tesis edilmesini, Üye Ülkelerdeki piyasa gözetim faaliyetleri için ortak kurallar belirleyip uygulamanın yeknesak hale getirilmesini, yasal çerçeveyi basitleştirmeyi, yeşil ve dijital dönüşümün yanı sıra ürün güvenliği konularını ele alarak mevcut Tüzükteki eksiklikleri gidermeyi amaçlamaktadır. Komisyon önerisi kapsamında,
  • Yapı malzemelerinde güncelliğini yitirmiş standart talepleri, teknik veri eksikliği gibi nedenlerle aksamakta olan standardizasyon sistemine gerektiğinde Komisyon tarafından müdahale edilerek, üye ülkeler ve sektör temsilcileri ile güncel verilere ve ihtiyaçlara dayanan standartların belirlenmesine yönelik çalışmalar yürütülmesi, böylece, standardizasyon otoritelerinin anılan ürün grubunda ortak AB Standartları belirlenmesinin kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.
  • Yapı malzemelerine ilişkin güvenlik ve sürdürülebilirlik kurallarının belirlenmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede, üreticilere ürünlerin yaşam döngüsüne ilişkin çevresel bilgilendirme yapılması, ürünlerin tasarımı, imalatı ve paketlenmesinin gelişmiş sürdürülebilirlik kriterlerine uygun olması, büyük ölçüde geri dönüştürülebilir veya geri dönüştürülmüş girdi kullanılması, asgari geri dönüştürülmüş içerik limitlerine uygun üretim yapılması, ürünün kullanımı ve tamirine ilişkin dijital veri tabanına gerekli verilerin sağlanması, yeniden kullanım, yeniden üretim ve geri dönüşümü kolaylaştıracak şekilde ürün tasarımı yapılması gibi şartlar getirilmektedir.
  • Üretici anılan mevzuata uygunluğu performans ve uygunluk beyanına ilişkin teknik belge sunarak ve CE belgesi ile ibraz edecektir. Teknik belgeye konu hesaplamalar ilgili mevzuatta belirlenen ortak çevresel sürdürülebilirlik kriterlerine göre yapılacaktır.
Komisyon tarafından sunulan mevzuat taslağı önerilerinin önümüzdeki dönemde Konsey ve Parlamento’da görüşülmesi ve belirlenen takvime uygun olarak yasalaşması amaçlanmaktadır. Eko-Tasarım Tüzüğü ile genel çerçevesi belirlenecek olan dijital ürün pasaportu uygulaması ile idari yükün azaltılması, ortak standartların farklılaşmış ulusal standartların yerini alması ile AB içinde serbest dolaşımın kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.
Avrupa Komisyonu, 2020 yılında Sürdürülebilirlik için Kimyasallar Stratejisini kabul etmiş olup bahis konusu Strateji, toksik madde içermeyen malzeme döngülerinin ve temiz geri dönüşümün teşvik edilmesi de dahil olmak üzere Avrupa Kimya Endüstrisi Geçiş Yol Haritası'na dayanak oluşturmaktadır. Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu tarafından, 27 Ocak 2023 tarihinde kimya endüstrisine yönelik bir geçiş yol haritası yayımlanmıştır. Çeşitli başlıklar altında tanımlanan eylemlerin uygulanmasıyla AB kimya sektörünün, Avrupa Yeşil Mutabakatına (AYM) uygun olarak, yeşil ve dijital dönüşümünü tamamlaması; kendi dayanıklılığını, sürdürülebilirliğini ve döngüselliğini geliştirmesi amaçlanmaktadır. Yenilik için işbirliği, temiz enerji kaynağı ve hammadde çeşitlendirmeye dayalı “eylem odaklı” bileşen; ikiz dönüşüme katkı olarak teknolojiyle ilgili biyokütle, elektrifikasyon, atık, karbon yakalama kullanma ve depolama gibi çeşitli konuları ele alan “teknoloji” bileşeni ve kimya endüstrisindeki gelişmeleri etkileyen başlıca Ar-Ge girişimleri dahil olmak üzere mevcut mevzuatı toplayan “düzenleyici” olmak üzere üç bileşenden oluşan bir yol haritası oluşturulmuştur. Avrupa kimya endüstrisinin, her başlık altında belirlenen eylemlerin uygulanmasıyla, AYM’na uygun olarak ikiz dönüşümünü hızlandırması, sürdürülebilirliğini ve döngüselliğini geliştirmesi öngörülmekte olup, Geçiş Yol Haritası, Avrupa’daki AB yasama gündeminin tüm parçalarını bir araya getirmekte ve döngüsellik, dijitalleşme, iklim nötrlüğü ve daha güvenli/sürdürülebilir kimyasallar olmak üzere dört temel hedefi içermektedir. Bu çerçevede, “Avrupa Kimya Endüstrisi Geçiş Yol Haritası” sekiz ana başlıkta özetle aşağıdaki hususları ele almaktadır:
  • Sürdürülebilir Rekabet Gücü- Hızla yükselen enerji ve hammadde fiyatları, son yıllarda endüstrinin küresel rekabet gücünde  düşüş ve belirli faaliyetlerin AB dışına kaydırılmasının, AB'nin tüm ekonomisinde dalgalanma etkileriyle kimyasal değer zincirlerini de etkileyeceği ve AB'de üretilen mallar için gerekli olan üretim sürecinde aynı çevre ve güvenlik standartlarını karşılamayan bazı ithal ürünlerin AB iç pazarına girmeye devam etmesinin eşit bir küresel oyun alanı sağlamayı gerektiğine atıfla, kimya endüstrisinin rekabetçiliğini güçlendirebilmek için, uluslararası rekabet edebilirliği geliştirmek gerektiği ve bu bağlamda sürdürülebilir ürünler için pazarın teşvik edilmesi; mevcut uluslararası ortaklıklardan en iyi şekilde yararlanılması ve kaynak verimliliğinin arttırılması gibi hedeflerle tedarik zinciri güvenlik açıklarını azaltmak; ürün tasarımı ve yeniden tasarım gibi hedeflerle kimyasalların ve malzemelerin güvenliğini ve sürdürülebilirliğini geliştirmeye devam etmek; KOBİ'lerin yenilikçiliğini ve büyümesini sürdürmek ve yeni sinerjileri teşvik etmek gibi hedefler belirlenmiştir.
  • Yatırımlar ve Finansman- Güvenli ve sürdürülebilir alternatiflerin geliştirilmesi de dahil olmak üzere iklim nötr, daha güvenli, sıfır kirlilik ve döngüsel bir kimya endüstrisine geçişin, büyük Ar-Ge yatırımları gerektireceği; üye devletlerin şu anda güncellemekte olduğu ulusal enerji ve iklim planlarının hem yatırımcı güvenini hem de yatırımların öngörülebilirliğini artırmada önemli bir role sahip olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda, yeşil yatırımlar için finansman ve finansmana erişim doğrultusunda hedefler belirlenmiştir.
  • AR-GE, Teknikler Ve Teknolojik Çözümlere Destek- Güvenlik ve sürdürülebilirlik yaklaşımlarının teşvik edilmesi ve endüstriyel teknoloji yol haritalarının geliştirilmesinin yoluyla yeni tekniklerin ve teknik çözümlerin daha iyi kavramsallaştırılması, iş birliği ve ortaklıkların teşvik edilmesi, destekler yoluyla yeni teknik ve teknolojik çözümlerin geliştirilmesi ve bu yeni teknik ve teknolojik çözümlerin uygulanması gibi hedefler yer almaktadır.
  • Düzenleme ve Kamu Yönetimi (Mevzuat)- Daha etkili ve öngörülebilir dikey ve yatay olarak uyumlu mevzuat ve bunların etkili ve verimli uygulamasıyla ilgili olarak, mevcut ve gelecekteki mevzuatın, ikiz dönüşümün ilerlemesini engelleyen yeni yasama tekliflerinin takvimlerinin öngörülebilir olmaması; AB mevzuatı ile ulusal mevzuat arasındaki uyum ve tutarlılık eksikliği (dikey tutarlılık) ve tüm ekonomik/endüstriyel sektörlerde veya tüm değer zincirlerinde yasal uyumlaştırma eksikliği (yatay tutarlılık) gibi bazı önemli engelleri içerebileceği belirtilmekte ve bunu önlemeye yönelik eylemleri içermektedir.  Daha etkili ve öngörülebilir mevzuat kapsamında, her kimyasal için hangi AB mevzuatının geçerli olduğunu belirten; şirketlerin ve özellikle KOBİ’lerin kimyasalların AB’de nasıl düzenlendiğini ve yasal yükümlülüklerinin neler olduğunu öğrenmelerini sağlayan AB Kimyasallar Mevzuatı Bulucu (EUCLEF) arama motorunun düzenli olarak güncellenmesi; sektörel yol haritalarının oluşturulması; “geri dönüştürülmüş içerik” (recycled content) ve “atık durumunun sona ermesi” (end-of-waste) gibi son AB mevzuatları ve politika belgeleri tarafından getirilen yeni kavramların tanımlanması gibi eylemler yer almaktadır.
  • Enerji ve Hammaddeye Erişim- Enerji ve ham madde kaynaklarının tedariki için uzun vadeli ihtiyaçları öngörebilmek amacıyla, enerji fiyatlarındaki artışların etkilerinin değerlendirilmesi, gelecekte alternatif enerji ve hammadde ihtiyacının tahmin edilmesi, jeopolitik faktörleri dikkate alan temiz enerji ve stratejik hammadde tedariki için bir strateji geliştirilmesi gibi eylemler yer almaktadır. Ayrıca, ekonomik olarak uygun temiz enerji alımının desteklenmesi; biyokütle, atık ve CO2 gibi alternatif hammaddelerin geliştirilmesi, yeni ve sürdürülebilir hammadde kaynaklarının belirlenmesi ve geliştirmesi; üretim süreçlerinin iyileştirilmesi için endüstriyel simbiyozun teşvik edilmesi gibi önlemler de bu başlık altında yer almaktadır.
  • Altyapı -Kimya endüstrisinin enerji ve ham maddeye ve özellikle elektrik, hidrojen, atık, CO2 ve biyokütleye erişimini güvence altına almak için gerekli altyapının inşa edilmesi veya ölçeğinin büyütülmesi gerekliliği belirtilmektedir. Büyük ölçekli elektrik ve hidrojen altyapısının gelişimini iyileştirmek için ülkeler arası serbest enerji akışının sağlanması ve AB düzeyinde ayrı hidrojen altyapısının geliştirilmesi; geri dönüşüm tesisleri ve biyo-rafinerilerin iyileştirilmesi yoluyla yeni ve sürdürülebilir üretim tesislerinin geliştirilmesi ve hammaddelerin ve kimyasalların sürdürülebilir ulaşım fırsatlarının arttırılması gibi hedefler yer almaktadır. Bunun yanı sıra, endüstrinin yüksek hızlı ve güvenilir dijital altyapıya ihtiyaç duyduğu ve bu bağlamda kimyasal üretimde yeni ve mevcut teknolojilerin geliştirilmesini ve uygulanmasının desteklenmesine yönelik eylemler belirlenmiştir. Ayrıca malzemelerin geri dönüşümü ve yeniden kullanımı için altyapı geliştirmek için organik ve inorganik atık toplama, ayırma ve değer zincirlerine yatırım yapmak gerekeceği; atıkların düzenli depolama, yakma ve ihracatından kaçınmak için yerel ve bölgesel mevzuatın güncellenmesi gerekliliği de yol haritasında belirtilmektedir.
  • Beceriler- Kimya endüstrisinin yeniden beceri kazanması ve ilave beceriler edinmesini desteklemek için sürdürülebilir odaklı beceriler geliştirilmesi amacıyla yeşil ve sürdürülebilir kimya, kimyasallar yönetmeliği ve güvenlik eğitimi de dahil olmak üzere sektöre özel eğitimler oluşturulması; kimya alanında eğitim programlarına sürdürülebilir kimya, yeşil kimya gibi ilkeler üzerine dersler eklenerek endüstri ihtiyaçlarına uygun bir şekilde eğitim verilmesi gibi eylemler yer almaktadır.
  • Sosyal Boyut- Çalışanlar ve tüketiciler üzerindeki olumsuz etkilerinden kaçınmak için bölgesel uyum ve işçilerin güvenliği gibi ve buna ek olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesine yönelik eylemler belirlenmiştir.
Bahis konusu Kimya Endüstrisi Geçiş Yol Haritası’nın içerdiği başlıklar değerlendirildiğinde AYM ile uyumlu olacak şekilde hammaddeden mesleki beceri eğitimlerine, finansmandan sosyal etkilere kadar döngüsel ekonominin gereği olan tüm alanların birlikte ele alındığı görülmektedir. Bu itibarla, daha önceden REACH/CLP gibi teknik mevzuat ile yalnızca ürüne ait teknik gerekleri içerecek şekilde düzenlenen AB kimyasallar mevzuatının, yeşil ve ikiz dönüşümün sektörün tüm paydaşlarına olası etkilerini pazara giriş koşullarına ekleyeceği bir yapıya dönüşeceği görülmektedir.
Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında, ambalaj atığının azaltılması ve mevcut ambalajların geri dönüştürülebilirliği ve yeniden kullanılabilirliğinin artırılması amacıyla, 1994 tarihli Ambalaj Direktifini revize eden Ambalaj ve Ambalaj Atığı Tüzüğü Taslağı 30 Kasım 2022 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından açıklanmıştır. AB verilerine göre ambalajların % 40’ı plastik, % 50’si kağıt malzemeden üretilmekte olup, ambalaj atıkları belediye atıklarının % 36’sını teşkil etmektedir. Ambalaj kaynaklı sera gazı emisyonlarını 2030 yılı itibariyle 66 milyon tondan 43 milyon tona düşürmeyi, su kullanımını 1.1 milyon m3 azaltmayı, 2030 yılı itibariyle ambalaj atığı geri dönüşüm oranını %73’e çıkarmayı amaçlayan mevzuatın, belirlemiş olduğu sürdürülebilirlik ve etiketleme kriterlerini karşılamayan ambalaj malzemelerinin AB pazarına arzı mümkün olamayacaktır. Bu kapsamda mevzuatla özetle, aşağıdaki hususlarda düzenlemeler yapılması öngörülmektedir:
  • Ambalaj malzemelerinde bulunacak kurşun, kadmiyum, cıva ve hekzavalan krom oranının 100 mg/kg sınırını geçmemesi gerekmektedir.
  • Plastik, cam, metal, kağıt, tekstil, seramik malzemelerinden oluşan ambalaj türlerinin detaylı olarak belirlendiği mevzuata göre, 2030 yılı itibariyle yalnızca geri dönüştürülebilir ambalajların piyasaya arzı mümkün olacak, geri dönüşüm için tasarım kuralları uygulama mevzuatları ile belirlenecektir.
  • Taslakta plastik ambalajlar için zorunlu geri dönüştürülmüş içerik oranının, türüne göre 2030 yılı için %10-%35, 2040 yılı için %50-%65 olması öngörülmektedir.
  • Marketlerde sebze-meyve için kullanılan türden çok hafif nitelikli plastik poşetlerin biyo-çözünür olması öngörülmektedir.
  • Gereksiz ambalaj kullanımının azaltılması amacıyla, ambalajların küçültülmesi, özellikle e-ticarette gereğinden büyük ambalaj kullanılmaması, ambalajlardaki boşluk oranının %40’ı geçmemesi amaçlanmakta olup, buna yönelik teknik ve performans kriterleri belirlenmiştir.
  • Ambalajların, malzeme içeriğine, yeniden kullanılabilirliğine veya tek kullanımlık olup olmadığına ilişkin kriterleri belirlenmiş bir etiket taşıması öngörülmektedir. Ayrıca, ambalajın yeniden kullanım imkanlarına, toplama merkezlerine dair bilgilere dijital erişim sağlayan ve ürünün yaşam döngüsünün takip edilebildiği QR kod veya benzeri bir dijital veri sağlayıcısı taşıması amaçlanmaktadır.
  • Otel şampuanları, paket servise yönelik olmayan tek kullanımlık tabak, bardaklar, 1,5 kilonun altındaki meyve ve sebze paketleri gibi tek kullanımlık ambalaj malzemelerinin kullanımının yasaklanması öngörülmektedir.
  • Yeniden kullanılabilir ve doldurulabilir ambalaj kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla farklı ambalaj türleri için hedefler belirlenmiş olup, örneğin su ve alkolsüz içecek ambalajlarının 2030 yılı itibariyle %10, 2040 itibariyle %25 oranında yeniden kullanılabilir ve doldurulabilir olması amaçlanmıştır.
  • Kişi başına düşen ambalaj atığı miktarının 2030 yılında %5, 2035 yılında %10 ve 2040 yılında %15 oranında azaltılmasına yönelik politikalar geliştirilmesi öngörülmüştür.
  • Ambalaj üreticilerinin ambalajın geri toplanması, geri dönüştürülmesi, yeniden kullanılması gibi tüm süreçlerinden sorumlu olduğu Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility- EPR) uygulaması kapsamında, üye ülkeler tarafından kurulacak olan kayıt sistemine kaydolmaları, üye ülkelerde ürünlerinin kullanım sonrası süreçlerini yönetmek üzere ERP temsilcisi ataması veya ERP sürecini yürütmek üzere Üretici Sorumluluğu Organizasyonu tayin etmeleri gerekmektedir.
  • EPR kapsamında, AB’de piyasaya arz edilen ya da ithal edilen tüm ambalaj ürünlerinden ERP ücreti tahsil edilecek, taslak ekinde yer alan geri dönüştürülebilirlik sınıflandırmalarına göre, daha sürdürülebilir ürüne daha düşük ücret uygulanacaktır.
  • Üye ülkelerin ambalaj atıklarının geri dönüşümünü ve geri kullanımını sağlamak üzere atık toplama ve depozito iade sistemleri kurması gerekmektedir.
  • Üye ülkelerin geri dönüşüm hedeflerinin tutturulması amacıyla gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Bu kapsamda, 31 Aralık 2025 tarihi itibariyle tüm ambalaj atıklarının  %65’inin, malzemelerine göre plastikte %50, ahşapta %25, metalde %70, alüminyumda % 50, camda %75, kağıt ve kartonda % 75 oranında geri dönüştürülmesi, bu oranların 31 Aralık 2030 itibariyle tüm ambalaj türlerinde % 70’e, plastikte %55, ahşapta %30, metalde % 80, alüminyumda % 60, camda % 75 ve kağıt ve kartonda %85’e çıkarılması amaçlanmaktadır.
Anılan taslağın yanı sıra, Komisyon tarafından biyobozunur, biyoçözünür ve kompost edilebilir plastiklerin tasarımı, geri dönüştürülmesi ve atık yönetimine ilişkin hususları netleştirmek amaçlı bir bildiri yayımlanarak, tüketicilerin bilgilendirilmesi, aldatıcı söylemlerin engellenmesi ve söz konusu plastik türlerinin en uygun koşullarda döngüsel ekonomiye kazandırılması hedeflenmiştir. Komisyonun bu kapsamda sunduğu yeni çerçeveye ilişkin yayımlanan bildiride özetle:
  •  Biyobazlı plastikleri üretmek için kullanılan biyokütlenin, çevreye zarar vermeden ve "biyokütlenin basamaklı kullanımı" ilkesine uygun olarak sürdürülebilir bir şekilde tedarik edilmesi gerektiği; bu doğrultuda üreticilerin, hammadde olarak organik atık ve yan ürünlerin kullanımına öncelik vermesi gerektiği; ayrıca, yeşil aklamayla (greenwashing) mücadele etmek ve tüketicileri yanıltmaktan kaçınmak için üreticilerin "biyoplastikler" ve "biyobazlı" gibi plastik ürünlerle ilgili jenerik iddialardan kaçınmaları gerektiği; biyobazlı içerikle ilgili iletişim kurarken üreticilerin, üründeki biyobazlı plastik içeriğin kesin ve ölçülebilir payına atıfta bulunması gerektiği (örneğin: 'ürün, %50 biyobazlı plastik içeriği içerir'),
  • Biyobozunur plastiklere dikkatle yaklaşılması gerektiği; bunların, sürdürülebilir bir gelecekte yerleri olduğu ancak çevresel faydalarının ve döngüsel ekonomi için değerlerinin kanıtlandığı belirli uygulamalara yönlendirilmeleri gerektiği; bunların hangi koşullar altında ve hangi ortamda biyolojik olarak parçalanmalarının ne kadar süreceğini gösterecek şekilde etiketlenmesi gerektiği; Tek Kullanımlık Plastik Direktifi kapsamına girenler de dahil olmak üzere, çöpe atılması muhtemel ürünlerin biyolojik olarak parçalanabilir olduğunun iddia edilemeyeceği veya bu şekilde etiketlenemeyeceği,
  • Endüstriyel olarak kompostlanabilir plastiklerin yalnızca çevresel faydaları olduğunda, kompostun kalitesini olumsuz etkilemediklerinde ve uygun bir biyoatık toplama ve arıtma sistemi mevcut olduğunda kullanılması gerektiği; endüstriyel olarak kompostlanabilir ambalajlara yalnızca çay poşetleri, filtre kahve kapsülleri ve pedleri, meyve ve sebze etiketleri ve çok hafif plastik poşetler için izin verileceği; ürünlerin, her zaman AB standartlarına uygun endüstriyel kompostlama sertifikasına sahip olduklarının belirtilmesi gerektiği bildirilmektedir.
Bundan sonraki süreçte, ambalaj ve ambalaj atıkları ile ilgili teklifin olağan yasama prosedüründe Avrupa Parlamentosu ve Konsey tarafından değerlendirilmesi beklenmektedir.
Küresel tedarik zincirlerinde kurumsal faaliyetlerin çevresel ve sosyal haklara etkilerine özen yükümlülüğünün tesis edilmesine yönelik AB yasal çerçevesini hazırlayan Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi, Avrupa Komisyonu tarafından 23 Şubat 2022 tarihinde yayımlanmıştır. Söz konusu mevzuat, AB’de faaliyet gösteren belli büyüklükteki firmalara özen yükümlülüğünü şirket politikalarına entegre etme, faaliyetlerinin sosyal ve çevresel etkilerini tespit etme, potansiyel olumsuz etkileri önleme ve azaltma, mevcut olumsuz etkileri ortadan kaldırma ve bunları raporlama zorunluğu getirilmesi, özen yükümlülüğünün kendilerinin ve iştiraklerinin faaliyetlerinin yanı sıra değer zincirlerine de uygulanması öngörülmektedir. Direktifin kapsamında, AB’de faaliyet gösteren belirli büyüklükteki şirketler ve değer zincirleri yer almakta olup, bu kapsamda belirlenen kriterler aşağıda yer almaktadır.
  • 500 kişilik istihdam ve 150 milyon Euro değerinde toplam net ciroya sahip şirketler,
  • 250 kişilik istihdam ve 40 milyon Euro değerinde toplam ciroya sahip, söz konusu cironun en az %50’si belirli öncelikli sektörlerden kaynaklanan işletmeler (i) tekstil ve konfeksiyon, (ii) tarım, ormancılık, balıkçılık, gıda ürünleri üretimi, gıda hammaddesi toptan ticareti, canlı hayvan, yiyecek ve içecek, (iii) petrol, doğalgaz, linyit, metal cevheri çıkarılması, makine ve ekipman hariç temel metal ürünlerin üretimi, mineral kaynaklar ile metaller, yapı malzemeleri, yakıt ve kimyasallar gibi mineral ürünleri toptan ticareti
  • AB içinde elde edilen cirosu asgari 150 milyon Euro olan veya AB içinde elde edilen cirosu 40 milyon Euro olan ve söz konusu cironun en az %50’si yukarıda belirtilen öncelikli sektörlerden kaynaklanan işletmeler
Küçük ve orta ölçekli şirketler (KOBİ) doğrudan direktif kapsamında olmamakla birlikte, Direk kapsamına giren büyük şirketlerin tedarikçisi veya alt sağlayıcısı olan KOBİ’ler de mevzuat hükümlerinden etkilenecektir. Özen yükümlülüğünün şirketlerin temel faaliyetlerinin bir parçası olması için, taslak kapsamında şirket yöneticileri tarafından, kurumsal sürdürülebilirliğin şirket politikasının bir parçası haline getirmesi, alınan kararların çevreye, insan haklarına ve sosyal haklara etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, şirketlerin özen yükümlülüğü kapsamında kendi ve değer zincirlerinde bulunan işletmelerin faaliyetlerinin çevre ve insan haklarına etkisine ilişkin düzenli değerlendirmeler yapma, mevcut olumsuzlukları tespit etme ve giderilmesine yönelik çözümler önermesi gerekmektedir. Üye ülkeler tarafından özen yükümlülüğünü ihlal eden şirketlere cezai yaptırımlar uygulanması beklenmektedir. Üye Ülkeler Direktife uyum kapsamında kendi ulusal mevzuatlarını yayımlayacak/gözden geçirecek olup, halihazırda Fransa (2017) gibi bazı üye ülkelerde benzer düzenlemeler bulunmaktadır. Bu çerçevede son olarak, Almanya tarafından yayımlanan Tedarik Zincirleri Özen Yükümlülüğü Yasası 2023 yılında yürürlüğe girmiştir. Alman Tedarik Zinciri Yasası Alman Tedarik Zinciri Yasası, 1 Ocak 2023 tarihinde 3.000’den fazla çalışanı olan sektör fark etmeksizin Alman firmaları bakımından yürürlüğe girmiş olup, anılan yasanın 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren 1.000’den fazla çalışanı olan Alman firması için yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, Yasa kapsamına giren firmaların ve tedarik zincirlerinin zorla çalıştırmama, çocuk işçi çalıştırmama, ayrımcılık yapmama, örgütlenme özgürlüğü, iş güvenliği gibi sosyal haklar ile Minamata (cıva kullanımı), Stockholm (kalıcı organik kirleticiler) ve Basel (zararlı atık) Sözleşmelerinden kaynaklanan çevresel haklara özen gösterme ve rapor hazırlama yükümlülüğü bulunmakta, doğrudan olmayan toptancılara karşı ise daha sınırlı yükümlülükleri bulunmaktadır.  Bu doğrultuda Alman firmalarının; risk yönetimi, risk analizi, önleyici tedbirleri alma, düzeltici eylemlerde bulunma, şikâyet prosedürü oluşturma, dokümantasyon ve raporlama gibi yükümlülükleri bulunmaktadır. Halihazırda yürürlüğe girmemiş olan AB Kurumsal Sürdürülebilirlik Direktifi Taslağı ise 500 kişilik istihdam, öncelikli sektörlerde 250 kişilik istihdam oranı ile daha fazla firmanın mevzuat hükümlerine tabi olması, sadece tedarik zincirinde değil değer zincirini de kapsaması ve daha geniş kapsamlı çevresel haklar ve firmaların iklim değişikliği ile mücadele taahhütlerini[1] de içermesi bakımından Almanya’nın yasasına göre daha katı hükümler içermektedir.

[1] Taslağın 15. maddesine göre, mevzuat kapsamına giren firmaların Paris Anlaşması hedefleri ile paralel olarak küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılmasına ve sürdürülebilir ekonomiye geçişe yönelik iş planları ve stratejilerini hazırlamaları gerekmektedir.
Son otuz yılda, bazı ürünlerin tarımsal üretimi kabaca Libya’nın yüzölçümü eşdeğerinde 1.78 milyon km2 lik bir alanda bulunan ormanların yok olmasına yol açarak, iklim değişikliğine ve biyoçeşitlilik kaybına katkı sağlamıştır. Sera gazı emisyonlarının %11’ine neden olan ormansızlaşma, talep gören kimi ürünlerin tarımsal üretimi için ormanların tarım arazilerine dönüştürülmesinden kaynaklanmaktadır. Ormansızlaşmaya %80 oranında soya, et ve palm yağı üretimi neden olmaktadır. Söz konusu ürünlerin tüketiminin %7 ila 10’u AB ülkelerinde gerçekleştirilmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından 17 Kasım 2021 tarihinde Ormansızlaşmanın Önlenmesi Taslak Tüzüğü açıklanmış olup, anılan Taslak ile:
  • Ormansızlaşmaya sebep olan soya, sığır eti, palm yağı, ahşap/ağaç ürünleri, kakao, kahve ve bunlardan elde edilen belirli ürünleri üretimde girdi olarak kullanan çikolata, mobilya gibi ürünler mevzuat kapsamında olup, iki yılda bir yapılacak gözden geçirme sonucunda ürün kapsamı genişletilebilecektir.
  • Mevzuat kapsamındaki söz konusu ürünlerin AB pazarına girişi için ormansızlaşmaya sebep olmadıklarının ve ilgili ülke mevzuatına uygun üretildiklerinin gösterilmesi, ürünlerin ormansızlaşmaya sebep olmayacak şekilde üretildiğini göstermeye yönelik özen yükümlülüğünün (due diligence) yerine getirilmesi gerekecektir.
  • Bu kapsamda, mevzuat kapsamı ürünlerin AB’ye ithalat prosedürleri kapsamında ekonomik operatörlerin bilgilendirme gereklilikleri, risk analizi ve risk önlemesini içeren üç aşamalı özen yükümlülüğü süreçlerini tamamlamaları, bu kapsamda, ürünün tedarikçileri, üretim yeri koordinatları, ormansızlaşmaya neden olmadığına ilişkin bilgilerin sağlanması, sağlanan bilgilere göre risk analizi yapılması, olası risklerin asgariye indirilmesi sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Bu kapsamda özen yükümlülüğüne ilişkin beyan süreci tamamlanmadan mevzuat kapsamı ürünlerin AB’ye ithalatı mümkün olamayacaktır.
  • Mevzuat ile ülkelerin ormansızlaşma riskine göre gruplandırılması öngörülmekte ve tedarik zincirlerinin ormansızlaşmayı teşvik etmeyecek şekilde kurgulanması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Avrupa Komisyonu tarafından 17 Kasım 2021’de sunulan ormansızlaşmadan arındırılmış ürünlere ilişkin AB Tüzüğü teklifine ilişkin olarak AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu (AP) arasında uzlaşı metni, AP Genel Kurulu’nun 19 Nisan 2023 tarihinde gerçekleştirilen toplantısında onaylanmış; 16 Mayıs 2023 tarihinde ise AB Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Bundan sonraki aşamada Tüzük, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından 20 gün sonra yürürlüğe girecektir.[1] Söz konusu tüzük, sığır eti, kereste, soya, palm yağı, kauçuk, kakao ve kahvenin yanı sıra deri, çikolata, mobilya, basılı kağıt ürünleri ile palm yağı bazlı seçili türev ürünler gibi belirli yan ürünleri AB piyasasına süren, bulunduran veya ihraç eden tüm operatörler ve tacirler için zorunlu gereken özeni gösterme (due diligence) kuralları getirmektedir. Bu bağlamda tüm operatörler, piyasaya sürecekleri ürünlerin, 31 Aralık 2020 tarihinden sonra ormansızlaşmış veya tahribata uğramış alanlarda üretilmediğini ve üretim ülkesindeki yürürlükteki ilgili yasalara uygun olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Ayrıca yeni kurallar, çifte yükümlülük getirilmesinden kaçınılması, operatörler ve Üye Devletler için idari yüklerin azaltılması ve küçük operatörlerin, daha büyük operatörlerin hazırlayacağı gereken özeni gösterme beyanlarını kullanmalarına imkan sağlanmasını öngörmektedir. Bunun yanı sıra Tüzük, üçüncü ülkelere ve AB ülkelerine ormansızlaşma ve orman tahribatı ile alakalı bir risk düzeyi (düşük, standart veya yüksek) tanımlayan bir karşılaştırma sistemi (benchmarking system) oluşturmaktadır. Risk kategorisi, operatörler ve Üye Devlet makamları için, gerekli denetim ve kontrolleri yürütmeleri açısından belirli yükümlülük düzeyini belirleyecek olup, yüksek riskli ülkeler için artırılmış izleme getirilmesine, düşük riskli ülkeler için ise basitleştirilmiş özen kurallarının uygulanmasına imkan sağlanacaktır. Bu kapsamda Üye Devlet makamları, tüzükte ortaya konulan yükümlülükleri tam olarak yerine getirdiklerini doğrulamak üzere, yüksek riskli ülkelerden ürün ticareti yapan operatörlerin %9’unu, standart riskli ülkelerden ticaret yapan operatörlerin %3’ünü ve düşük riskli ülkelerden ürün ticareti yapan operatörlerin ise %1’ini denetlemek zorundadır. Ayrıca, yetkili makamlar, yüksek riskli ülkelerde bulunan veya bu ülkelerden ihraç edilen her ürünün %9’u üzerinde kontroller gerçekleştirecektir. Tüzük kapsamında, Üye Devletler, sorumlulara etkili, orantılı ve caydırıcı cezalar uygulanmasını sağlamak durumundadır. Ayrıca, çevreye verilen zararla ve ilgili mal veya ürünlerin değeriyle orantılı para cezalarının, operatörlerin AB'deki yıllık cirosunun en az %4'ü düzeyinde belirlenmesi ve kamu alım süreçlerinden ve kamu fonlarına erişimden geçici olarak hariç tutulmalarını da içermesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Malumları olduğu üzere, Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında, Avrupa Komisyonu tarafından 30 Mart 2022 tarihinde açıklanan Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi kapsamında, sürdürülebilir ve döngüsel ürünlere ilişkin AB düzeyinde ortak kurallar getirilmesi amaçlanırken, ürün içeriğine ilişkin doğru bilgilerin tüketiciye sağlanması ve yeşil aklamanın (green washing) önlenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Komisyon tarafından  Yeşil Dönüşümde Tüketicinin Güçlenmesine Yönelik Bir Direktif taslağı açıklanmış olup, taslak kapsamında tüketicilerin satın alacakları ürünün çevresel ayak izine, dayanıklılığına, tamir edilebilirliğine, geri dönüştürülebilirliğine ilişkin yeterince bilgilendirilmeleri ve Tüketici Hakları Direktifi ile Haksız Rekabet Direktifinin revize edilmesi teklif edilmiştir. Öte yandan, Avrupa Komisyonu tarafından 2020 yılında yapılan bir çalışmaya göre, AB pazarında bulunan ürünlerde bulunan çevresel iddiaların %53,3’ünün belirsiz, dayanaksız ve yanlış yönlendirici olduğu tespit edilmiştir. Gönüllülük esasında ürünlere koyulan çevresel iddialara ilişkin AB düzeyinde kural bulunmaması yeşil aklamaya (green washing) sebep olarak, tüketicileri yanıltmakta ve gerçekten sürdürülebilir ürünler açısından dezavantaj doğurmaktadır. Bu kapsamda, çevresel iddiaların ispatlanmasına ve beyanına ilişkin olarak Avrupa Komisyonu tarafından 22 Mart 2023 tarihinde Yeşil Beyanlar Direktifi Taslağı (Directive on Substantiation and Communication of Explicit Environmental Claims- Green Claims Directive) yayımlanmıştır. Bu çerçevede, taslak kapsamında eko-etiket, organik gıda gibi AB mevzuatı ile düzenlenenler haricinde düzenlenmeyen alanlarda yer alan gönüllü iddiaların ispatlanması ve tebliğine yönelik asgari gereklilikler getirilmekte olup, iddiaların ‘Geri dönüştürülmüş plastikten üretilmiş tişört’, ‘%30’u geri dönüştürülmüş plastikten üretilmiş ambalaj’ gibi daha spesifik olarak ifade edilmesi gerekecektir. Yeşil iddiaların ispatlanabilmesine ilişkin gereklilikler aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.
  • Bilimsel ve teknik bilgiye dayanması,
  • Ürüne dair iddianın yaşam döngüsü analizi kapsamında ürün performansına ve diğer alanlara etkilerinin gösterilmesi,
  • Performansa olan etkilerin değerlendirilmesi amacıyla farklı açılardan değerlendirme yapılması,
  • İddianın ürünün tamamı için mi bir bölümü için mi geçerli olduğunun belirtilmesi,
  • İddianın bir mevzuatın zorunlu gerekliliği olmadığının gösterilmesi,
  • Ürünün diğer ürünlere göre çevresel olarak daha iyi olduğunun kanıtlanması,
  • Bir alanda yapılan iyileştirmenin diğer alanda ciddi derecede bir kötüleşmeye yol açmadığının gösterilmesi,
  • Sera gazı emisyonlarındaki azalmanın şeffaf bir şekilde raporlanması
  • Doğru birincil ve ikincil bilgiye dayanması
Yeşil iddiaların tebliğine ilişkin gereklilikler aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.
  • Sadece iddiayı içeren çevresel etkiye ilişkin tebliğ yapılarak, geniş kapsamlı tebliğlerden kaçınılması,
  • Gerekli durumlarda tüketicilerin ürün kullanımı ile nasıl bir çevresel fayda oluşturduğunun açıklanması,
  • İddiaya ilişkin tüm doğrulayıcı belgelerin sağlanması
Halihazırda 230 farklı çevresel etiket olduğu göz önüne alınarak, tüketici açısından kafa karışıklığının önlenmesi amacıyla fazla etiket çeşidinin önüne geçilecek, AB düzeyinde belirlenenler hariç ulusal düzeyde yeni etiketleme getirilmesi yasaklanacak, yeni getirilecek özel etiketler ise ancak mevcut etiketlerin gerekli ihtiyacı karşılamadığının ispatlanması ile ön-onay sürecinden geçmeleri durumunda kullanılabilecektir. Ayrıca, Komisyon tarafından açıklanan Ürünlerin Tamirine İlişkin Ortak Kurallar Direktifi taslağı ile elektrik süpürgeleri, tablet ve akıllı telefonlar gibi ürünlerin yasal garanti kapsamında daha maliyetli olmadığı sürece yenilenmek yerine tamir edilmesi zorunlu hale gelirken, garanti süresi geçtikten sonra tüketicilerin ucuz ve kolay tamir imkanlarına ulaşmalarını sağlayacak kurallar önerilmiştir. Bu çerçevede,
  • Ürünlerini tamir etmek isteyen üreticilerin kolaylıkla ilgiliye ulaşmalarının sağlanması, üreticilerin sürdürülebilir iş modelleri geliştirmeye teşvik edilmesi,
  • Tüketicilerin kendi tamir etmeleri gereken ürünlere ilişkin önceden bilgilendirilmeleri,
  • Çevrimiçi tamir platformu ile tüketiciler ve tamircilerin eşleşmesinin sağlanması,
  • Tüketicilerin tamir koşullarına ve fiyatların ilişkin karşılaştırma yapabilmesi için Avrupa Tamir Bilgi Formu kurulması,
  • Tamir hizmetleri için AB kalite standardı belirlenmesi gibi öneriler getirilmiştir.
Sürdürülebilir finansman, Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) kapsamında Avrupa Birliği’nin (AB) iklim, sürdürülebilirlik ve politika hedeflerine ilişkin uluslararası taahhütlerinin yerine getirilmesinde önemli bir role sahiptir. Sürdürülebilir finansman, finans sektöründe yatırım kararları alınırken çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ESG- Environmental, social and governance) hususları dikkate alarak, sürdürülebilir ekonomik faaliyetlere ve projelere uzun vadeli yatırımların yapılmasını hedeflemektedir. Esasen kamu finansmanına ek olarak, özel yatırımların iklim nötr, iklime dayanıklı, kaynak verimli ve adil bir ekonomiye geçişe yönlendirilmesi ana hedeflerden biri olup AYM ile ortaya konulan 2030 iklim ve enerji hedeflerine ulaşmayı sağlamak ve yatırımların sürdürülebilir proje ve faaliyetlere yönlendirilmesini temin etmek amacıyla, AB Taksonomi Tüzüğü 12 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda, uygulamayı göstermek üzere, Avrupa Komisyonuna, yetki devrine dayanan hukuki tasarruflar (delegated acts) yoluyla çevresel hedefler için teknik tarama kriterlerini tanımlayarak, çevresel olarak sürdürülebilir faaliyetlerin fiili listesini oluşturma görevi verilmiştir. Çevresel olarak sürdürülebilir ekonomik faaliyetlerin listesinin oluşturulduğu AB Taksonomisi ile sürdürülebilir yatırımın artırılması, firmalar ve yatırımcılar için hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel olarak sürdürülebilir olarak değerlendirilebileceğine ilişkin açık, pratik ve uygulanması kolay tanımların oluşturulması amaçlanmakta olup, böylece yatırımcılar için güvenliğin sağlanması ve özel yatırımcıların yeşil aklamadan (green washing) korunması hedeflenmektedir. AB Taksonomi Tüzüğü kapsamında, bir ekonomik faaliyetin çevresel olarak sürdürülebilir olarak tanımlanabilmesi için altı çevresel hedef ortaya konulmuş olup bunlar; İklim değişikliğinin azaltılması İklim değişikliğine uyum Su ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı Döngüsel ekonomiye geçiş Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü Biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması olarak belirlenmiştir. Ayrıca bir ekonomik faaliyetin taksonomiye uygun olarak tanımlanması için, en az bir çevre hedefine önemli katkıda bulunulması, diğer herhangi bir çevresel amaca önemli bir zarar vermemesi, minimum sosyal güvencelere ve teknik tarama kriterlerine uygunluk koşullarını sağlaması gerekmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından 21 Nisan 2021 tarihinde, AB genelinde sürdürülebilir faaliyetlere yönelik para akışını iyileştirmeye yardımcı olmak amacıyla kabul edilen Önlem Paketi kapsamında, AB’nin 2050 iklim hedefini sağlayabilmek amacıyla yatırımcıların daha sürdürülebilir teknolojilere ve iş alanlarına yatırımlarını yönlendirmelerinin sağlanması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, açıklanan kapsamlı önlem paketinin bir parçası olarak, iklim değişikliğine uyum ve iklim değişikliğini azaltma hedeflerine yönelik sürdürülebilir faaliyetlere ilişkin ilk Yetki Devrine Dayanan Komisyon Tasarrufu (EU Taxanomy Climate Delegated Act) 21 Nisan 2021'de yayımlanmış olup 1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Önlem paketi kapsamında ayrıca, kurumsal dünyada sürdürülebilirlik bilgi akışını iyileştirmeye yönelik bir Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD - The Corporate Sustainability Reporting Directive) teklifi 21 Nisan 2021 tarihinde sunulmuş ve güvene dayalı görevler, yatırım ve sigorta danışmanlığı alanlarında değişiklik yapan altı adet Yetki Devrine Dayanan Tasarruf ile finans firmalarının, prosedürlerine ve müşterilere verdikleri yatırım tavsiyelerine sürdürülebilirlik unsuru dahil edilmiştir. Direktif 5 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, AB'nin iklim hedefleri doğrultusunda ortak kriterlere dayalı olarak şirketlere, çevre, insan hakları ve sosyal standartlar üzerindeki etkilerine ilişkin daha ayrıntılı raporlama gereklilikleri getirmektedir. Komisyon, ikincil mevzuat yoluyla daha önceden EFRAG (European Financial Reporting Advisory Group) tarafından taslak olarak yayımlanan 12 adet sürdürülebilirlik raporlama standardını Haziran 2023'e kadar kabul edecek olup, teklif ile firmaların sürdürülebilirlikle ilgili karşılaştırılabilir, ihtiyaca ve gerçeğe uygun bilgi sunmasını temin edecektir. Direktifle firmaların raporlamak zorunda olduğu sosyal ve çevresel bilgilere ilişkin kurallar modernize edilmekte ve güçlendirilmektedir. Ayrıca, firmaların güvenilir bilgi vermesini sağlamak için bağımsız denetime ve belgelendirmeye tabi tutulması, finansal ve sürdürülebilirlik raporlamasına eşit düzeyde önem verilmesi, verilere yatırımcıların karşılaştırılabilir ve güvenilir şekilde sahip olması, sürdürülebilirlik bilgilerine dijital erişimin sağlanması, yeni AB sürdürülebilirlik raporlama gerekliliklerinin, borsada işlem görsün ya da görmesin tüm büyük şirketler için geçerli olması, AB'de önemli faaliyeti olan AB dışı şirketlerin de kapsamda olması[1], halka açık KOBİ'leri de kapsaması ancak yeni kurallara uyum sağlamak için daha fazla zaman tanınması, yeni kuralların şirketlerin büyüklüklerine göre 2024 ile 2028 arasında uygulanmaya başlaması öngörülmektedir. Diğer taraftan, 15 Temmuz 2022 tarihinde, AB taksonomisinin kapsadığı ekonomik faaliyetler listesine belirli nükleer ve gaz enerjisi faaliyetlerini dahil eden Tasarruf (Complementary Climate Delegated Act) kabul edilmiş olup, 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu belgede, belirli gaz ve nükleer faaliyetlere ilişkin kriterlerin AB iklim ve çevre hedefleriyle uyumlu olduğu ve fosil yakıtlardan iklim nötr bir geleceğe geçişi hızlandırmaya yardımcı olacağı belirtilmektedir. Halihazırda, AB Taksonomi Tüzüğü kapsamında, (i) su ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı, ii) döngüsel ekonomiye geçiş, iii) kirliliğin önlenmesi ve kontrolü iv) biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması hedeflerine ilişkin Komisyon tarafından bir tebliğ taslağı hazırlanmış olup, kamuoyu danışma süreci 3 Mayıs 2023 tarihinde tamamlanmıştır.[2] Sürdürülebilir finans ve taksonomi çalışmalarının sadece AB tarafından değil Çin, Japonya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler tarafından ulusal seviyede yürütüldüğü de görülmektedir. Diğer taraftan, finansmanın sürdürülebilir faaliyetlere yönlendirilmesi için uluslararası kuruluşlar tarafından da gerek ESG raporlaması olarak ifade edilen (ÇSY-Çevresel, Sosyal, Yönetişimsel / ESG-Environmental, social, governance) çalışmalarla gerek Entegre Raporlama altında yürüyen faaliyetlerle; ulusal ve uluslararası düzlemde zorunlu ve/veya gönüllü yeşil taksonomi oluşturmasına katkı sağlayacak yönergelerin oluşturulduğu görülmektedir. Bu itibarla, yakın gelecekte özellikle uluslararası fonların veya özel fonların bu tip raporlamalar ışığında kaynak aktarımı sağlamaya başlaması beklenmektedir. AB Yeşil Mutabakatı ile kurumsal sürdürülebilirlik raporlarının önem kazanması üzerine, sürdürülebilir finans araçları ve yeşil tahvil piyasasının geliştirilmesine ilişkin çalışmalar ülkemizde ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından sürdürülmekte olup EBRD, IFC, EIB gibi uluslararası finans kuruluşları tarafından çevresel, sosyal etkili projelere kaynak ayrılmaktadır.[3] Bu itibarla, ülkemizde sürdürülebilir finans altyapısının geliştirilmesini teminen başlatılan çalışmalardan birisi de Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK)’nun uluslararası standartlarla uyumlu olacak şekilde Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını belirleme ve yayımlama yetkisi alması olmuştur. Kurum, bu kapsamda Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu kurmuş ve ilgili paydaşların katılımı ile çalışmalarına başlamıştır. Halihazırda taslak metinler Kurum’un web sayfasında yer almaktadır. Ayrıca taksonomi üzerinden Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik gelişimine katkı sağlanması amacıyla Hacettepe Üniversitesi ile Yeşil Sınıflandırma Bağlamında Türkiye’nin Politika ve Hukuk Öncelikleri Projesi yürütülmektedir. Proje, genel olarak Türkiye’nin “Yeşil Mutabakat”a uyum sürecinin hukuk ve politika boyutlarına dair çıktılar üretilmesine ve taksonomi üzerinden Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik gelişimine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Diğer taraftan, ÇŞİB İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) ortaklığı ile ulusal taksonomi konusunda yürütülecek proje kapsamında, taksonomi konusunda küresel örnekler incelenecek, finansal sistemdeki taksonominin potansiyel kullanıcılarının analizi yapılacak, taksonomi için raporlama kılavuz ve rehberleri geliştirilecektir. Bu kapsamda oluşturulan Taksonomi Teknik Uzman Grubu 25 Mayıs 2023 tarihinde ilgili kamu, finans kuruluşları, akademi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle ilk toplantısını yapmıştır.[4] [1] AB dışı bir işletme takip eden iki yıl boyunca AB ülkelerinde 150 Milyon € hasılat elde ediyor ve buna ek olarak AB üye ülkelerinde Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi kapsamında bir bağlı ortaklığı bulunuyorsa ya da AB üye ülkelerinde bulunan bir şubesi önceki yıldan 40 Milyon € daha fazla hasılat elde etmiş ise AB düzenlemelerine tabii olacaktır. [2] Kamuoyu danışma sürecinde eklenen görüşlere https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/13237-Sustainable-investment-EU-environmental-taxonomy_en internet adresinden erişilebilmektedir. [3] Tablo 8: Uluslararası Finans Kuruluşlarının yatırım programları (https://ticaret.gov.tr/data/643ffd6a13b8767b208ca8e4/YMEP%202022%20Faaliyet%20Raporu.pdf) [4] Ülkemizde yürütülen taksonomi çalışmalarının detaylarına Yeşil Mutabakat Faaliyet Raporu’nun Yeşil Finansman erişilebilmektedir.
Avrupa Birliği, benimsemiş olduğu bütünsel yaklaşım çerçevesinde, insan, toplum ve çevre arasındaki ilişkinin, bunların her üçünün de sağlıklı gelişimi ve devamına bağlı olduğunu kabul etmekte ve bu çerçevede tarımın da iklim hedefleri olan Yeşil Mutabakat’ın önemli bir parçası olduğunun altını çizmektedir. Bu yaklaşımın en önemli dayanağı ise, on yıllardır uygulamakta olduğu Ortak Tarım Politikası’nın, diğer ülkelerde tarım ve gıda alanında politika yapıcılar açısından özellikle arz güvenliği, beslenme ve kalite açısından dünyada genel kabul gören ve karşılaştırma amacıyla kullanılan bir standart durumuna gelmiş olmasıdır. Bu çerçevede Avrupa Birliği, sadece küresel anlamda finans ve alım gücünü değil, standart koyma ve örnek oluşturma gücünü de Yeşil Mutabakat yaklaşımında etkin olarak kullanabileceği önemli bir araç olarak görmektedir. Bu çerçevede, Yeşil Mutabakat kapsamında tarım alanında Avrupa Birliği’nin hedefleri aşağıdaki gibi sıralanabilir: İklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı karşısında gıda güvenliğini sağlamak AB gıda sisteminin çevresel ve iklim ayak izini azaltmak AB gıda sisteminin dayanıklılığını güçlendirmek Tarladan sofraya rekabetçi sürdürülebilirliğe doğru küresel bir geçişe öncülük etmek Bu çerçevede Avrupa Birliği, Ortak Tarım Politikasının Yeşil Mutabakat kapsamında güncellenmesi gibi çalışmalara ek olarak, Çiftlikten Çatala – From Farm to Fork ve Biyoçeşitlilik Stratejilerini de uygulamaya koymuştur. Bu yeni stratejilerin başarılı olabilmesi için diğer AB politikaları ile de uyumlu bir şekilde aşağıdaki eylemleri hayata geçirmek için hazırlık ve çalışmalara başlamıştır: Ortak Tarım Politikasını Yeşil Mutabakat kapsamında yeniden tasarlamak Organik tarım eylem planını hayata geçirmek Hem AB içinde hem de dışında AB menşeli tarım ürünlerinin kalite yönünden tanıtımını yapmak Hayvan refahı (çiftlik hayvanları) için çalışmalara devam etmek Tarım ilaçlarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak Gıda ürünlerinde özellikle besleyicilik açısından etiketleme konusunda daha fazla bilginin verilmesi, bu bilgilerin standart ve anlaşılır halde olmasının sağlanması ve dijital kanalların bu konuda daha fazla kullanılması Sorumlu Gıda Ticareti ve Pazarlama Uygulamalarına ilişkin AB Davranış Kuralları (5 Temmuz 2021'de yürürlüğe girmiştir) Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hazırlanan Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik Stratejileri, Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs 2020 tarihinde açıklanmıştır. Açıklanan stratejilerle sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması, doğanın korunması ve doğa üzerinde oluşturulan tahribatın giderilmesi hedeflenmektedir. Çiftlikten Çatala Stratejisinde; Avrupa Yeşil Mutabakatının Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta haline getirmeyi hedeflediği, Çiftlikten Çatala Stratejisinin de bu hedefin merkezinde yer aldığı, Covid-19 salgınının, her koşulda işleyen sağlam ve esnek bir gıda sisteminin ve vatandaşlar için yeterli miktarda uygun gıda tedarikine erişim sağlayabilmenin önemini ortaya çıkardığı, pestisitlere, antimikrobiyallere ve aşırı gübrelemeye bağımlılığı azaltmanın, organik tarımı artırmanın, hayvan refahını iyileştirmenin ve biyolojik çeşitlilik kaybını tersine çevirmenin acil bir ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda; 2030 yılına kadar kimyasal pestisitlerin ve antimikrobiyallerin kullanımının %50 oranında azaltılmasının hedeflendiği, Tarımdaki aşırı besleyici madde kullanımının (özellikle azot ve fosfor) doğada birikime yol açtığı, bu konuda bir eylem planı geliştirilmesi, 2030’a kadar gübre kullanımının en azından %20 azaltılmasının hedeflendiği, 2030 yılına kadar AB tarım arazilerinin %25’inde organik tarım yapılmasının hedeflendiği, Ayrıca Komisyon’un 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına gıda atıklarını yarıya indirmeyi hedeflediği, Avrupa Yatırım Fonu (InvestEU Fund), Ortak Tarım Politikası (CAP) ve AB bütçesinden sağlanacak garantilerle Avrupalı şirketlerin sürdürülebilir yatırımlarındaki risklerin azaltılacağı, KOBİ’lerin finansal kaynaklara erişiminin sağlanacağı, Tüm AB ikili ticaret anlaşmalarında iddialı sürdürülebilirlik hükümlerini içeren sürdürülebilir kalkınma bölümleri olması için çalışılacağı, AB Ticaret Uygulama Yetkilisi (EU Chief Trade Enforcement Officer) ve bu hükümlerle ticaret anlaşmalarında sürdürülebilir kalkınma hükümlerinin tam olarak uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir. Biyoçeşitlilik Stratejisinde ise; AB'nin kara ve deniz alanlarının asgaride % 30'unun yasal olarak korunması ve ekolojik koridorların birbirine bağlanmasının hedeflendiği, Komisyon’un biyoçeşitlilik kaybı dahil çevresel maliyetleri yansıtan vergi sistemlerini ve fiyatlandırmayı teşvik edeceği, çevresel bozulmayı önlemek ve düzeltmek için çevresel ayak izinin ölçülüp "kullanıcı öder" ve "kirleten öder" ilkelerinin uygulanması gerektiği, Ticari anlaşmaların biyoçeşitlilik üzerindeki etkisini daha fazla değerlendirileceği ve mevcut ile yeni anlaşmaların biyoçeşitlilik hükümlerini güçlendirmek için çalışacağı, Ayrıca, Komisyon’un ormanların tahribine yol açan ürünlerin AB pazarına girişini önlemek veya en aza indirmek ve orman dostu ithalat ile değer zincirlerini teşvik etmek için bir yasa teklifi sunacağı ve yasadışı yaban hayatı ticaretini engellemek için bir dizi adım atacağı ifade edilmiştir. Bu son hedef doğrultusunda, Komisyon tarafından ormansızlaştırmadan arındırılmış tedarik zincirlerine ilişkin olarak hazırlanan Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzük Taslağı hakkında Aralık 2022’de Avrupa Parlamentosu ile AB Konseyi arasında ön mutabakat sağlamıştır. Üzerinde çalışılan Tüzüğe göre, özellikle hurma yağı, sığır, soya, kahve, kakao, kereste ve kauçuk ve türev ürünler (sığır eti, mobilya veya çikolata) gibi ürünlerde AB pazarına girişte izlenebilirliğin ön şart olarak ortaya konulması, mevzuat kapsamındaki ürünlerin AB pazarına girişi için ormansızlaşmaya sebep olmadıklarının ve ilgili ülke mevzuatına uygun üretildiklerinin gösterilmesi ve ürünlerin ormansızlaşmaya sebep olmayacak şekilde üretildiğini göstermeye yönelik özen yükümlülüğünün (due diligence) yerine getirilmesinin sağlanması hedeflenmektedir. Komisyon, Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik Stratejileri kapsamındaki ilerlemeyi ve stratejilerin hedeflerine ulaşmak için ilave tedbirlere gerek olup olmadığını değerlendirmek için Çiftlikten Çatala Stratejisini 2023 sonunda biyoçeşitlilik stratejisini ise 2024 yılına kadar gözden geçireceğini açıklamıştır.
AB Biyoçeşitlilik Stratejisi, Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs 2020 tarihinde açıklanmıştır. Açıklanan stratejiyle doğanın korunması ve doğa üzerinde oluşturulan tahribatın giderilmesi hedeflenmektedir. Doğanın ve biyoçeşitliliğin korunmasının tarımsal üretimin sürekliliğini ve güvenliğini sağlayacağına ve Covid-19 krizinden sonra ekonomik toparlanmaya katkı sunacağına değinilen strateji 2030 yılı için somut hedefler belirlemektedir. 2030 Yılına Kadar Doğanın Korunması İçin Belirlenen Hedefler AB'nin kara ve deniz alanlarının asgaride % 30'unun yasal olarak korunması ve ekolojik koridorların birbirine bağlanması, Başlıca ve bakir ormanlar da dahil olmak üzere, AB'de korunan alanlarının en az üçte birinin daha sıkı bir şekilde korunması, Tüm korunan alanların etkili bir şekilde yönetilmesi, açık koruma hedeflerinin ve önlemlerinin tanımlanması ve denetlenmesi. AB Doğa Restorasyon Planı: 2030'a Kadar Temel Taahhütler Bir etki değerlendirmesine tabi olarak, 2021 yılında yasal olarak bağlayıcı olan AB doğa restorasyon hedeflerinin teklif edilmesi ve 2030 yılına kadar önemli ölçüde bozulmuş ve karbonca zengin ekosistem alanlarının restore edilmesi; habitatların ve türlerin üzerindeki koruma trendinin ve statülerinin bozulmadan devam etmesi ve en az % 30'unun uygun koruma statüsüne erişmesi veya güçlü bir olumlu eğilim göstermesi), Tozlaştırıcılardaki düşüşün tersine çevrilmesi, Kimyasal pestisitlerin riskinin ve kullanımının %50 azaltılması, daha tehlikeli pestisitlerin kullanımın %50 azaltılması, Tarım alanlarının en az %10'unun yüksek biyoçeşitliliğe sahip doğal alanlar olması, Tarım arazilerinin en az % 25'inde organik tarım yapılması, agroekolojik uygulamaların kullanımın önemli ölçüde artırılması, AB'de en az üç milyar yeni ağaç dikilmesi, Kirlenmiş toprak alanlarının iyileştirilmesinde önemli ilerlemeler kaydedilmesi, En az 25.000 km uzunluğunda serbest akışlı nehirlerin restore edilmesi, İstilacı yabancı türler tarafından tehdit edilen Kırmızı Liste türlerinin sayısında % 50 oranında azalmanın sağlanması, Gübrelerden kaynaklanan besin kaybının %50 azaltılması ve gübre kullanımının en az %20 oranında azaltılması, En az 20.000 nüfusu olan şehirlerde iddialı bir Kentsel Yeşillendirme Planı oluşturulması, AB kentsel yeşil alanları gibi hassas alanlarda hiçbir kimyasal pestisit kullanılmaması, Balıkçılık ve ekstraksiyon faaliyetleri yoluyla deniz yatağı da dahil olmak üzere hassas türler ve habitatlar üzerindeki olumsuz etkilerin önemli ölçüde azaltılması, Ana avlanma faaliyeti yanında yakalanan hassas türlerin yakalanmasının engellenmesi veya azaltılması. Biyoçeşitlilik Stratejisinin Ticaret Politikasıyla Desteklenmesi AB’nin ticaret politikasının, ekolojik geçişi aktif olarak destekleyeceği ve geçişin bir parçası olacağı; Komisyon’un bunun için AB Ticaret Uygulama Yetkilisi de dahil olmak üzere tüm mekanizmalarla ticaret anlaşmalarına dahil edilen biyoçeşitlilik hükümlerinin tam olarak uygulanmasını sağlayacağı, ticari anlaşmaların biyoçeşitlilik üzerindeki etkisini daha fazla değerlendireceği ve mevcut ile yeni anlaşmaların biyoçeşitlilik hükümlerini güçlendirmek için çalışacağı belirtilmiştir Komisyon tarafından ormansızlaştırmadan arındırılmış tedarik zincirlerine ilişkin olarak hazırlanan Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzüğü Taslağı hakkında Aralık 2022’de Avrupa Parlamentosu ile AB Konseyi arasında ön mutabakat sağlamıştır. Üzerinde çalışılan Tüzüğe göre, özellikle hurma yağı, sığır, soya, kahve, kakao, kereste ve kauçuk ve türev ürünler (sığır eti, mobilya veya çikolata gibi) ürünlerde AB pazarına girişte izlenebilirliğin ön şart olarak ortaya konulması, mevzuat kapsamındaki ürünlerin AB pazarına girişi için ormansızlaşmaya sebep olmadıklarının ve ilgili ülke mevzuatına uygun üretildiklerinin gösterilmesi ve ürünlerin ormansızlaşmaya sebep olmayacak şekilde üretildiğini göstermeye yönelik özen yükümlülüğünün (due diligence) yerine getirilmesinin sağlanması hedeflenmektedir. Komisyon’un ayrıca AB’nin partnerlerinin biyolojik çeşitlilik dostu ticaretin faydalarından yararlanmasını sağlamak için onlara yardımlar yapacağı, koordineli ve adil bir geçişi sağlamak için partner ülkelerle işbirliğini sürdüreceği ifade edilmiştir. Uluslararası işbirliğinde AB’nin, dünya ormanlarını korumak ve restore etmek için sürdürülebilir tarım ve balıkçılık uygulamalarını ve eylemlerini destekleyeceği, sürdürülebilir su kaynakları yönetimine, bozulmuş arazilerin restorasyonuna ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile restorasyonuna da özellikle dikkat edeceği ifade edilmiştir. AB’nin Batı Balkanları ve AB Komşuluk Politikası ülkelerini de biyoçeşitliliği koruma çabalarında destekleyeceği belirtilmiştir. Son olarak Komisyon, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyini bu stratejiyi onaylamaya davet etmiş olup, bu kapsamdaki ilerlemeyi ve stratejinin hedeflerine ulaşmak için ilave tedbirlere gerek olup olmadığını değerlendirmek için stratejiyi 2024 yılına kadar gözden geçireceğini belirtmiştir
Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hazırlanan Çiftlikten Çatala Stratejisi Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs 2020 tarihinde açıklanmıştır. Açıklanan stratejiyle sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması hedeflenmekte ve giriş, sürdürülebilir gıda zincirinin inşa edilmesi, sürdürülebilirliğe geçişin sağlanması, küresel çapta dönüşümün teşvik edilmesi ve sonuç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. 1.Giriş Giriş bölümünde; Avrupa Yeşil Mutabakatının Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta haline getirmeyi hedeflediği, Çiftlikten Çatala Stratejisinin de bu hedefin merkezinde yer aldığı, bu stratejinin aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerine ulaşmak için önemli olduğu, Covid-19 salgınının, her koşulda işleyen sağlam ve esnek bir gıda sisteminin ve vatandaşlar için yeterli miktarda uygun gıda tedarikine erişim sağlayabilmenin önemini ortaya çıkardığı, pestisitlere, antimikrobiyallere ve aşırı gübrelemeye bağımlılığı azaltmanın, organik tarımı artırmanın, hayvan refahını iyileştirmenin ve biyolojik çeşitlilik kaybını tersine çevirmenin acil bir ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişin büyük bir ekonomik fırsat olduğu, vatandaşların beklentilerinin geliştiği ve gıda pazarında önemli değişikliklerin olduğu bu durumun çiftçiler, balıkçılar ve su ürünleri yetiştiricilerinin yanı sıra gıda işletmeleri ve gıda hizmetleri sunanlar için de bir fırsat olduğu, sürdürülebilirliği ticari markaları haline getirmelerinin bu gruplar için AB dışındaki rakipleri karşısında avantaj sağlayacağı; bu bağlamda sürdürülebilirliğe geçişin, AB gıda zincirindeki tüm aktörler için 'ilk hamle' (first mover) fırsatı sunduğu, günümüzde üretilen gıdaların yaklaşık %20’sinin çöpe gittiği ve obezitenin artışta olduğu, bu geçişin sağlanabilmesi için insanların beslenme alışkanlıklarının da değişmesi gerektiği, AB’nin gıda sistemini dönüştürme çabalarına küresel düzeyde de standartların yükseltilmesinin eşlik etmesi gerektiği, sürdürülebilir gıda sistemlerinin üreticilerin gelirlerini artıracağı ve AB’nin rekabetçiliğine katkı sunacağı ifade edilmiştir. 2. Sürdürülebilir Gıda Zincirinin İnşa Edilmesi Stratejinin bu bölümünde, sürdürülebilir gıda üretimi için yeni yeşil iş modellerinin Ortak Tarım Politikası (CAP) veya diğer kamu ve özel girişimlerle (karbon pazarı gibi) teşvik edilmesi gerektiği, İklim Paktı kapsamında yeni bir AB karbon çiftçiliği girişiminin, çiftçilere yeni bir gelir kaynağı sağlayan ve diğer sektörlerin gıda zincirini karbondan arındırmasına yardımcı olan bu yeni iş modelini destekleyeceği ifade edilmiştir. Döngüsel Ekonomi Eylem Planında (CEAP) açıklandığı gibi, Komisyon’un, karbon salınımının azaltılmasını izlemek ve denetlemek için düzenleyici bir çerçeve geliştireceği, döngüsel biyo-ekonominin olanaklarının çiftçiler ve kooperatifler tarafından yeterince kullanılmadığı, çiftçilerin yenilenebilir enerji üretimini geliştirerek ve tarım atıkları ile gübre gibi artıklardan biyogaz üretimi için anaerobik çürütücülere yatırım yaparak hayvanlardan kaynaklanan metan emisyonlarını azaltma fırsatlarını kullanması gerektiği, çiftliklerin ayrıca yiyecek ve içecek endüstrisi, kanalizasyon, atık su ve belediye atıkları gibi diğer atık ve kalıntı kaynaklarından biyogaz üretme potansiyeline sahip olduğu, çiftlik evleri ve ahırların genellikle güneş panelleri yerleştirmek için çok uygun olduğu ve bu tür yatırımlara öncelik verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Tarımda kimyasal pestisit kullanımının toprak, su ve hava kirliliğine, biyolojik çeşitlilik kaybına katkıda bulunduğu, Komisyon’un, pestisitlere bağlı riskleri azaltma konusundaki ilerlemeyi ölçmek için bir Uyumlaştırılmış Risk Göstergesi oluşturduğu, bu göstergenin son beş yıl içinde pestisit kullanımından kaynaklanan riskte %20'lik bir düşüş olduğunu gösterdiği, Komisyon’un 2030 yılına kadar kimyasal pestisitlerin genel kullanımını ve riskini %50 oranında azaltmak için ek önlemler alacağı, bu bağlamda Pestisitlerin Sürdürülebilir Kullanımı Direktifinin gözden geçirileceği, hasadı zararlılardan ve hastalıklardan korumak için güvenli alternatif yolların daha fazla kullanılmasının teşvik edileceği, entegre haşere yönetimi (IPM) ile ilgili hükümlerin geliştirileceği; IPM’in ürün rotasyonu ve mekanik ayıklama gibi alternatif kontrol tekniklerinin kullanılmasını teşvik edeceği ve genel olarak kimyasal pestisitlerin kullanımını azaltmada ana araçlardan biri olacağı, Ortak Tarım Politikası yoluyla pestisit kullanımını azaltan tarımsal uygulamaların büyük önem taşıyacağı, Komisyonun ayrıca biyolojik aktif maddeler içeren pestisitlerin piyasaya sürülmesini kolaylaştıracağı ve pestisitlerin çevresel risk değerlendirmesini güçlendireceği belirtilmiştir. Tarımdaki aşırı besleyici madde kullanımının (özellikle azot ve fosfor) doğada birikime yol açtığı, bu konuda bir eylem planının geliştirileceği, 2030’a kadar gübre kullanımının en azından %20 azaltılmasının hedeflendiği, tarım sektörünün sera gazı emisyonunun AB'nin sera gazı emisyonlarının %10,3'ünü oluşturduğu ve bunun yaklaşık %70'inin hayvancılık sektöründen geldiği, ayrıca, toplam tarım arazisinin %68'inin hayvansal üretim için kullanılmakta olduğu; hayvansal üretimin çevresel ve iklim üzerindeki etkisinin azaltılmasına yardımcı olmak, ithalat yoluyla karbon kaçağını önlemek ve daha sürdürülebilir hayvancılığa geçişi desteklemek için Komisyon’un, AB'de yetiştirilen bitki proteinlerinin yanı sıra böcekler, deniz yemi stokları (örn. yosunlar) ve biyoekonomiden (örneğin balık atıkları) elde edilen yan ürünler gibi alternatif sürdürülebilir ve yenilikçi yem malzemelerinin pazara erişimini kolaylaştıracağı ifade edilmiştir. Ayrıca, çiftlik hayvanları ve su ürünleri yetiştiriciliği için toplam AB antimikrobiyal satışının 2030 yılına kadar %50 azaltılmasının hedeflendiği, hayvan hakları yasasının gözden geçirileceği, tohum güvenliği ve çeşitliliğinin sağlanması için çalışılacağı, organik tarımın teşvik edileceği, bu kapsamda 2030 yılına kadar AB tarım arazilerinin %25’inde organik tarım yapılmasının hedeflendiği, balıkçılık ve deniz ürünleri üretiminin hayvancılığa göre daha değişik karbon salınımına neden olduğu, sürdürülebilir balık ve deniz ürünleri üretiminin sağlanması için AB'nin balıkçılık kontrol sisteminde önerilen değişiklikle, gelişmiş bir izleme sisteminin kurulacağı, dijitalleştirilmiş yakalama sertifikalarının zorunlu kullanımının ve yasadışı balık ürünlerinin AB pazarına girmesini önleyen tedbirlerin güçlendirileceği, üreticiler için rekabet kurallarının daha açık hale getirilmesinin tasarlandığı belirtilmiştir. Komisyonun gıda güvenliğini sağlamak, halk sağlığını güçlendirmek ve Covid-19 salgını nedeniyle AB'de ortaya çıkan sosyo-ekonomik krizin etkilerini hafifletmek için Avrupa’nın gıda sistemlerini etkileyen krizlere verdiği ortak bir tepkinin koordinasyonunu sağlayacağı, gıda sisteminin esnekliğini değerlendireceği ve kriz zamanlarında gıda tedariki ile gıda güvenliğinin sağlanması için bir acil durum planı geliştireceği; planın, kriz sırasında etkinleştirilecek risk değerlendirme ve risk yönetimi önlemlerine ilave olarak, Komisyon tarafından koordine edilen ve Üye Devletleri kapsayan bir gıda krizi müdahale mekanizmasını içereceği belirtilmiştir. Planın krizin niteliğine bağlı olarak çeşitli sektörleri (tarım, balıkçılık, gıda güvenliği, işgücü, sağlık ve ulaşım sorunları) kapsayacağı ifade edilmiştir. Gıda endüstrisinin ve perakendecilerin tüketicilerin beslenme alışkanlıklarını şekillendirdiğinden hareketle gıda endüstrisi ve perakende sektörünün, gıda sisteminin genel çevresel ayak izini azaltmak için sağlıklı, sürdürülebilir gıda seçeneklerinin kullanılabilirliğini ve satın alınabilirliğini artıracak adımlar atmasının gerekli olduğu, bunu teşvik etmek için, Komisyonun bir denetleme mekanizması ile birlikte sorumlu iş ve pazarlama uygulamaları için AB Kuralları geliştireceği; kuralların, ilgili tüm paydaşlarla birlikte geliştirileceği, döngüsel iş modellerinin özellikle KOBİ’ler için teşvik edileceği, tehlikeli kimyasallar içeren gıda paketlerinin kullanımının azaltılması ve coğrafi işaretlerin spesifik sürdürülebilirlik kriterlerini de içerecek şekilde gözden geçirilmesi için düzenlemeler yapılacağı belirtilmiştir. AB’de hâlihazırdaki gıda tüketim şekillerinin sağlık ve çevre açısından sürdürülebilir olmadığı, aşırı kilolu ve obezite oranlarındaki artışın 2030 yılı öncesinde tersine çevrilmesinin önem arz ettiği, daha az kırmızı ve işlenmiş et içeren ve daha fazla bitkisel temelli bir beslenme seklinin yalnızca hastalık risklerini azaltmayacağı aynı zamanda gıda sisteminin çevresel etkisini de azaltacağı, bu kapsamda tüketicilerin bilinçli, sağlıklı ve sürdürülebilir gıda seçimleri için Komisyon’un uyumlaştırılmış zorunlu paket önü gıda etiketlemesi önereceği, Komisyon’un sürdürülebilir ürünlerin ucuz ve erişilebilir olmasını sağlamak ve kurumsal yiyecek hizmetlerinde sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme şeklini teşvik etmek için sürdürülebilir gıda temininde zorunlu kriterleri asgaride tutmayı hedeflediği, yine aynı amaçlara ulaşmak için vergi indirimlerinin sağlanabileceği, AB vergi sistemleri aracılığıyla gıda fiyatlarının sınırlı doğal kaynakların kullanımı, kirlilik, sera gazı emisyonları ve diğer çevresel dışsallıklar açısından gerçek maliyetleri yansıtmasını sağlamak için ayarlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede, Sorumlu Gıda Ticareti ve Pazarlama Uygulamalarına ilişkin AB Davranış Kuralları, Çiftlikten Çatala Stratejisinin ilk çıktılarından birisi olarak 5 Temmuz 2021'de yürürlüğe girmiştir. Bu Kurallar, sağlıklı ve sürdürülebilir gıda seçimlerini kolaylaştıran ve her biri gösterge niteliğinde olan yedi hedefe göre şekillenmiştir. Ek olarak bu kurallar, daha fazla taahhütte bulunmak isteyen işletmeler için de bir çerçeve içermektedir. Ayrıca Komisyon’un 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına gıda atıklarını yarıya indirmeyi hedeflediği, gıda atıklarını ölçmek için kullanılan yeni teknolojiyi ve 2022 yılında Üye Devletlerden beklenen verilerle, bir taban çizgisinin (baseline) oluşturulacağı ve AB genelinde gıda atıklarını azaltmak için yasal olarak bağlayıcı hedefler önerileceği, gıda kaybının ve atıkların önlenmesinin diğer AB politikalarına entegre edileceği ifade edilmiştir. Belirlenen eylem planına göre Komisyon, 2023 yılı sonuna kadar, AB çapında gıda atığı düzeyine yönelik belirlenen bir referans temelinde gıda atıklarının azaltılması için yasal olarak bağlayıcı hedefler belirleyecektir. Ayrıca, AB’de her yıl üretilen 88 milyon ton gıda atığının %10'unun gıda ürünleri üzerinde belirtilen tarih ile bağlantılı olduğuna dair tahminler nedeniyle, Komisyon, son kullanım tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi şeklindeki tarih gösterimlerine ilişkin AB kurallarını gözden geçirecektir. AB düzeyinde, 2008/98/AT sayılı Direktif ile gıda israfının önlenmesi için programlar tesis etmek ve ortak bir metodoloji kullanarak programların uygulanmasını değerlendirmek konusunda üye ülkelere bir yükümlük getirilmiştir. 851/2018/AT sayılı Direktif ile 2008/98 sayılı Direktif tadil edilmiş olup, üye ülkelere gıda arz zincirinin her aşamasında gıda israfını azaltma ve gıda israfı düzeyiyle ilgili yıllık raporlama yükümlülüğü getirilmiştir. AB ve üye ülkeler, 2030 yılına kadar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12.3’e göre, perakende ve tüketici aşamasında kişi başı gıda atığını yarıya düşürme ve gıda üretim ve arz zincirinde gıda kayıplarını azaltma hedefine ulaşma taahhüdü vermiştir. Bu kapsamda, 2016 yılında Avrupa Komisyonu Gıda Kayıpları ve Gıda İsrafı AB Platformunu kurmuştur. Ayrıca, 2017 yılında gıda bağışlarına ilişkin AB rehberi kabul edilmiştir. Yine Komisyon tarafından gıda atıklarına yönelik oluşturulan web sitesi aracılığıyla, atıkların ölçülmesi ve etiketler üzerindeki tarih gösterimi konusunda ortak metodolojiler geliştirilmesi, atıklara karşı önlemlerin tanımlanması, işbirliğinin kolaylaştırılması ve iyi uygulamaların paylaşılması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. 12 Aralık 2019’da Gıda Kayıpları ve Gıda İsrafı AB Platformu tarafından “anahtar tavsiyeler” yayımlanmış ve gıda arz zincirinin her aşamasında, gıdanın yeniden dağıtımı da dahil olmak üzere, özel sektör ve kamudan tüm aktörleri kapsayacak şekilde, atılması gereken adımlar ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra, Avrupa Gıda Güvenilirliği Otoritesi (EFSA) gıda işletmecilerinin ürünlere "son tüketim tarihini" veya "tavsiye edilen tüketim tarihini" ne zaman uygulayacağına karar vermelerinde yardımcı olacak bir araç geliştirmiştir. EFSA ambalaj üzerindeki açık ve doğru bilgiler ve gıda üzerindeki tarih gösteriminin tüm aktörler tarafından daha iyi anlaşılması ve kullanılmasının AB'de gıda israfını azaltmaya yardımcı olabileceğinden yola çıkarak bir bilimsel görüş yayımlamıştır.[1] EFSA ayrıca, ambalajı bozulmadan ve talimat verildiği gibi saklandığında gıdanın güvenilir kalacağı ve/veya tüketim için uygun kalitede kalacağı süre olan raf ömrü tarihini belirlemek için gıda işletmecileri tarafından dikkate alınması gereken faktörleri de gözden geçirmiştir. Diğer taraftan, gıda sahteciliğinin de gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini tehlikeye attığı, tüketicileri bilinçli seçimler yapmaktan alıkoyduğu, gıda güvenliğini azalttığı, sıfır tolerans politikasının önemli olduğu, Komisyon’un gıda sahteciliğine karşı mücadelesini artıracağı, daha sıkı caydırıcı önlemler, daha iyi ithalat kontrolleri ve Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF) ile koordinasyonu ve soruşturma kapasitelerini güçlendirme olanaklarının inceleneceği belirtilmiştir. 3. Sürdürülebilirliğe Geçişin Sağlanması Sürdürülebilirliğe geçişte araştırma ve geliştirmenin kilit önemde olduğu bu bağlamda Horizon Europe kapsamında; gıda, biyoekonomi, doğal kaynaklar, tarım, balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği ve çevre ile ilgili AR-GE harcamaları için 10 milyar Avro ve Horizon 2020 kapsamında Yeşil Mutabakat öncelikleri için yaklaşık 1 milyar Avro kaynak ayrılmış olup, bu kaynaklarla yapılacak araştırmaların okyanuslardan sağlanabilecek yiyecekler, kentsel gıda sistemleri, bitki ve böcek bazlı proteinler ve et ikameleri gibi alternatif proteinlerin kullanılabilirliğinin ve kaynağının artırılması ile ilgili olacağı, tüm kırsal bölgelere hızlı ve güvenilir internet bağlantısının sağlanmasının önemli olduğu, bu bağlantının ayrıca yapay zeka kullanımı gibi yenilikçi metotların kullanımını da artıracağı, Avrupa Yatırım Fonu (InvestEU Fund), Ortak Tarım Politikası (CAP) ve AB bütçesinden sağlanacak garantilerle Avrupalı şirketlerin sürdürülebilir yatırımlarındaki risklerin azaltılacağı, KOBİ’lerin finansal kaynaklara erişiminin sağlanacağı belirtilmiştir. Gıda sistemindeki tüm aktörlerin sürdürülebilir olmasını sağlamak için bilgi paylaşımı ve tavsiyelerin önemli olduğu, bu nedenle Komisyon’un, tüm gıda zinciri aktörlerini kapsayan etkili Tarımsal Bilgi ve Yenilik Sistemlerini (AKIS) teşvik edeceği, Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik Stratejilerinin hedeflerine ve diğer sürdürülebilirlik göstergelerine de veri toplamak amacıyla Çiftlik Muhasebe Veri Ağını, Çiftlik Sürdürülebilirlik Veri Ağına dönüştürmek için mevzuat değişikliği önereceği ifade edilmiştir. 4. Küresel Çapta Dönüşümün Teşvik Edilmesi AB’nin, uluslararası işbirliği ve ticaret politikası da dahil olmak üzere çeşitli dış politika araçlarıyla, ikili, bölgesel ve çok taraflı forumlarda tüm ortaklarıyla sürdürülebilir gıda sistemleri üzerinde Yeşil İttifaklar kurmayı sürdüreceği, bu ittifakların Afrika, komşular ve diğer ortaklarla işbirliğini içerecek ve dünyanın farklı bölgelerindeki farklı zorlukları dikkate alacak şekilde kurulacağı, tüm AB ikili ticaret anlaşmalarında iddialı sürdürülebilirlik hükümlerini içeren sürdürülebilir kalkınma bölümleri olması için çalışılacağı, AB Ticaret Uygulama Yetkilisi (EU Chief Trade Enforcement Officer) ve bu hükümlerle ticaret anlaşmalarında sürdürülebilir kalkınma hükümlerinin tam olarak uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir. AB ticaret politikasının; hayvan refahı, pestisit kullanımı ve antimikrobiyal dirençle mücadele gibi kilit alanlarda üçüncü ülkelerle işbirliğinin artırılmasına ve bu ülkelerden iddialı taahhütlerin alınmasına katkıda bulunmasının gerekli olduğu, AB’nin ilgili uluslararası kurumlarda uluslararası standartları teşvik etmeye ve yüksek güvenlik ile sürdürülebilirlik standartlarına uygun tarımsal gıda ürünlerinin üretimini teşvik etmeye çalışacağı, küçük ölçekli çiftçileri bu standartları karşılamada ve pazarlara erişimde destekleyeceği; ayrıca, gıda sistemlerinin esnekliğini güçlendirerek ve gıda atıklarını azaltarak beslenmeyi iyileştirme ve gıda güvensizliğini (insecurity) azaltma konularında işbirliğini artıracağı ifade edilmiştir. Ayrıca, ithal edilen gıdaların ilgili AB yönetmeliklerine ve standartlarına uymaya devam etmesi gerektiği, Komisyon’un DTÖ standartlarına ve yükümlülüklerine saygı gösterirken, AB'de onaylanmamış pestisit maddelerine yönelik ithalat toleransları taleplerini değerlendirme sürecinde çevresel hususları dikkate alacağı, küresel antimikrobiyal direnç tehdidini ele almak için, AB'ye ithal edilen hayvansal kökenli ürünlerin, Veteriner Tıbbi Ürünler Yönetmeliği (Regulation (EU) 2019/6) uyarınca antibiyotik kullanımı ile ilgili katı gerekliliklere uymak zorunda kalacağı ifade edilmiştir. AB gıda sisteminin daha sürdürülebilir olmasının ticaret ortakları tarafından da artan oranda sürdürülebilir uygulamaları gerektirdiği, daha güvenli bitki koruma ürünlerine kademeli geçişi teşvik etmek için DTÖ kuralları ile uyumlu bir şekilde ve risk değerlendirmesi ardından AB’nin kanserojen, mutasyona yol açan gibi sınıflandırmalarda yer alan ve insan sağlığına yüksek seviyede risk teşkil eden maddelerin ithalat toleranslarını tekrar gözden geçireceği, pestisitlerin daha sürdürülebilir kullanımına geçişte eşlik etmek, ticaretteki aksamaları önlemek ve alternatif bitki koruma ürünleri ve metotlarını teşvik etmek için AB’nin ticaret ortaklarıyla ve özellikle gelişmekte olan ülkelerle aktif bir şekilde bağlantıda olacağı belirtilmiştir. AB’nin, uyguladığı programların (AB sürdürülebilir gıda etiketleme çerçeve belgesi dahil) uluslararası düzeyde de uygulanmasını teşvik edeceği ve çok taraflı olarak uluslararası sürdürülebilirlik standartları ve çevresel ayak izi hesaplama yöntemleri konusunda çalışmalara öncülük edeceği de yayımlanan stratejide yer almıştır. 5.Sonuç Sonuç bölümünde sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişin, her düzeydeki kamu yetkililerini, gıda değer zincirindeki özel sektör aktörlerini, sivil toplum örgütlerini, sosyal ortakları, akademisyenleri ve vatandaşları içeren ortak bir yaklaşım gerektirdiği, bu bağlamda Komisyon’un tüm vatandaşları ve paydaşları ulusal, bölgesel ve yerel meclisler de dahil olmak üzere sürdürülebilir bir gıda politikası oluşturmak için geniş bir tartışma başlatmaya, Avrupa Parlamentosunu ve AB Konseyini de bu stratejiyi onaylamaya ve uygulamaya katkıda bulunmaya davet ettiği belirtilmiştir. Son olarak Komisyon’un sürdürülebilir bir gıda sistemine geçiş için belirlenen hedeflerdeki ilerlemeyi takip edeceği, bu stratejideki tüm eylemlerin rekabet gücü, çevre ve sağlık üzerindeki kümülatif etkisinin kapsamlı bir değerlendirmesi için veri toplayacağı ve 2023 ortasında stratejiyi gerçekleştirilen eylemlerin hedeflere ulaşmak için yeterli olup olmadığını ve ilave tedbirlerin gerekli olup olmadığını anlamak için gözden geçireceği ifade edilmiştir. [1] EFSA’nın tarih gösterimi ve ilgili gıda bilgileri hakkında rehberine https://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/6306 linkinden erişim sağlanabilmektedir.